Cevaplar.Org

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

6. Münafık ahdi bozar. Sözünde durmaz: Tevbe suresinde:


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2017-04-10 17:37:36

6. Münafık ahdi bozar. Sözünde durmaz:

Tevbe suresinde:  

وَمِنْهُم مَّنْ عَاهَدَ اللّهَ لَئِنْ آتَانَا مِن فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحِينَ {*} فَلَمَّا آتَاهُم مِّن فَضْلِهِ بَخِلُواْ بِهِ وَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعْرِضُونَ

"Onlardan kimi de Allah'a kesin söz vermişdi eğer Allah bize lutfu kereminden ihsan ederse muhakkak zekâtını vereceğiz hakiki salihlerden olacağız. Ne vakit ki Allah kereminden istediklerini verdi cimrilik edip yüz çevirdiler (işte) onlar öyle dönektirler" (Tevbe: 9/75)ayeti ile 

فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقاً فِي قُلُوبِهِمْ إِلَى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَا أَخْلَفُواْ اللّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُواْ يَكْذِبُونَ

"Onlar zaten öyle döneklerdir ( ki) Allah'a verdikleri ahdi tutmadıkları ve yalanı adet edindikleri için, kendisinin huzuruna çıkacakları güne kadar Allah da onların kalblerine nifak (münafıklık) koydu"( (Tevbe: 9/77) buyruluyor. Tefsirlerde bu ayetlerin, Sa'lebe hakkında nazil olduğu nakledilmiştir. (54)

7. Emanete hıyanet: "Hıyânet, emânetin zıddıdır.( İslam âlimleri) bunu hakka muhâlefet etmek, ahdi bozmak olarak açıklar. Bu muhâlefet bütün şer'î teklifleri içine alır. Çünkü bir âyette: "Biz emâneti... arzettik..." (Ahzâb:33/ 72) denildiği gibi, bir başka âyette: "Ey iman edenler Allah'a ve o Peygamber'e ihânet etmeyin! Siz kendiniz bilip dururken kendi emânetlerinize hainlik eder misiniz?" (Enfâl,8: 27) buyurulmuştur. Âyetlerde emânet bütün teklifleri içine aldığı gibi, ikinci âyetteki ihânet kelimesi de hepsi hususunda ahde vefasızlığı ve hakka muhâlefeti ifâde eder."(55)

8. Husumet (duruşma) esnasında haktan ayrılmak: Münafıklar hukukun tevziinde hakkaniyetli davranmazlar.(56) Dinimizin temel esaslarında birisi olan hukukun önünde şah ile geda birdir eşittir prensibi ayaklar altındadır. Bediüzzaman hukukun tevziinde değil tarafgirliği, kişisel hissiyatın dahi karıştırılmasının birçok zulümlere kapı açacağını ifade eden bir cümlesinde: "Adliye memurları, hissiyat ve tesiratı hariciyeden (siyasi ve ideolojik) bütün bütün azade olmazsa, sureten adalet içinde müthiş günahlara girmek ihtimali var" (57)der. Hâlbuki ehl-i nifak adli makamları kendi lehlerine çevirtmek için, değil ferdi ve cüz'i hissiyatı, bir kısım organizeli illegal yapılanmalarla, yargıyı ele geçirirler. Asrın Bel'am b. Bauralarından aldıkları batıl ve fasid içtihatlarla, hedefe giden her yolu meşru sayıp, 'avukat tutacağına hâkim satın al ' diyecek kadar hakkaniyetten ve adaletten uzaklaşmışlardır.

9. İkiyüzlüdürler: Münafıkların en önemli özelliklerinden birisi de ikiyüzlü olmalarıdır. Tevbe suresi 101. ayette : "Çevrenizdeki göçebe çöl halkı içinde münafıklar vardır; Medine ahalisi içinde de, hem de nifakta uzmanlaşmış öyle münafıklar var ki, (ey Rasûlüm, Biz sana bildirmezsek) sen onları bilemezsin. Onların tamamını ve ne türde münafık olduklarını ancak Biz biliriz" buyrulur.

 İ.İ'caz'da Münafıkların ikiyüzlü oluşlarıyla ilgili bölümde: "Vakta ki Kur'ân-ı Kerim, birincisi müttakî mü'minler, ikincisi inatlı kâfirler, üçüncüsü ikiyüzlü münafıklar olmak üzere insanları üç kısma "(58) ayırdığını belirttikten sonra, münafıklar niçin ikiyüzlüdürler ile ilgili şu tespitleri yapılır;

Kâfirlerde bulunan istihza, hud'a, hile, kizb, riya gibi kötü ahlâklar, münafıklarda olunca daha şiddetli, daha tehlikeli ve dâhilde olduğu için daha tahripkârdır. Bu sıfatlarla müminlere yapacakları düşmanlıklarını ve ihanetlerini gizleyebilmek için, ikiyüzlülük onların en önem seciyeleri ve en tehlikeli silahlarıdır.(59)

İkiyüzlülükte o kadar talimlilerdir ki sanki aktördürler. "Her aktör münafık değildir. Ama her münafık mutlaka başarılı bir aktördür. Adeta riyakârlığın tahsilini yapmışlardır. Beraberlerinde her şeyin bir de yedek olarak sahtesini bulundururlar. Ömürler baştan sona riyakârlık olan bu münafıklar hakkındaki bir hadis-i şerifte "Münafık gözüne hâkimdir, istediği zaman istediği şekilde ağlar." Bir diğer hadiste ise şöyle buyrulur: 'Müminlerin ağlaması kalbiyle, münafığın ağlaması sadece gözüyledir."(60)

 Malik bin Dinar (ra) bu bahis ile ilgili diyor ki: "Ben Tevrat'ta gördüm: 'Münafığın nifakı kemale erince gözlerine hâkim olabiliyor ' (Feyd'ul – Kadir'de, geçen hadis şerhinde)(61) 

Elmalılı Hamdi Yazır ise, bu ayetle ilgili özetle şu tespitleri yapmıştır: "Münafıklıkta o derece maharet ve uzmanlık kesp etmişlerdir ki, Hz Peygamber (as)'ın o yüksek dirayet ve ferasetinden bile kendilerini gizleyebilmişler. Onun için Cenab-Hak buyuruyor; "Ey Resulüm! Biz bildirmezsek sen dahi katiyyen onları bilemezsin."(62) Bakara Suresi 8. Ayetinde de bu çifte şahsiyetli kimselerden sakınılması gerektiği ifade edilmiştir.(63)

10. Kalplerinde hastalık vardır: Bakara Suresi 10, Ahzap Suresi 12, ve Enfal Suresi, 49. Ayetlerde münafıkların kalbinde hastalık olduğu belirtmiştir. Elmalılı Hamdi Yazır ve diğer birçok İslam âlimleri kalpte bulunan bu hastalığın şüphe, tereddüt ve kararsızlık olduğunu ifade etmişlerdir(64) Sözlüklerde "yakīnin zıddı (olan) şüphe, iki şeyden birini diğerine tercih edemeyip tereddütte kalma" mânasına gelir."(65) Çünkü iman, tasdik ve inkârın mahalli olan kalpte yakîn hâsıl olmaz da, iman ve inkârdan herhangi birisinin tercihi yapılamaması halinde şüphenin(66) ortaya çıkacağı belirtilmiş.

Bediüzzaman hz. ise şüphenin teşekkülü ve sebebleri ile ilgili olarak: "Mesâil-i imaniyedeki şüpheler, erkân-ı imaniyenin zaafından ileri geliyor."(67) Çünkü iman zaafiyeti ile nasıl ki, "işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar. (aynen) Öyle de, bizlerdeki,(o) günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hâsıl olan vesveseler, şüpheler-neûzu billâh-mahall-i iman olan bâtın-ı kalbe ilişip imana"(68) zarar verir' demektedir.

Bir kısım araştırmacılar ve ilmi kaynaklar ise şüpheyi ikiye ayırırlar:

1.Doğruyu ve hakikati araştırma ve gerçeği bulmak için yapılan bir düşünme faaliyeti veya usulü olarak tanımlanan ve bilinen "şüphe",

2.En bedihi hakikatlere bile şüpheyle yaklaşan ve bir kısım ayetlerde de hastalık olarak tanımlanan ve aynı zamanda bir nifak özelliği olan "Şüphecilik" tir. "Eşyau sabitetu hakikatün" prensibine ters düşen bu gruba 'Sûfestîyye' denilir."(69)

Kur'an, her vesileyle aklı kullanmayı, tahlil etmeyi, bir araştırma ve düşünme faaliyeti olan teemmülü ve teenniyi teşvik etmiş. 

Veya bu bağlamda şüphe ile de ifade edilen, eşyaya ve hadiselere müdakkik bir nazarla bakmayı, tahkik etmeyi, birçok ayetlerde vurgu yapmış. (bkz. En'am Suresi 76. Ayet) Fakat yukarıda zikredilen bazı ayetlerde de görüldüğü gibi, bir nevi hastalık olarak tanımlanan "şüpheciliği" yasaklamıştır. İslam tarihinde taharr-i hakikat niyetiyle şüphe metodunu en iyi kullanan zirve şahsiyetlerden birisi de İmam-ı Gazzali'dir.(70)

Bediüzzaman en bedihi hakikatlerden olan imani ve Kur'ani hakikatlerde şüpheye mahal olmadığını çünkü "imanî meselelerde şüphe, bir delili, hattâ yüz delili atsa da, medlûle (imani ve Kur'ani hakikatlere) iras-ı zarar edemez. Çünkü binler delilin varolduğunu söyler.(71) Buna rağmen en bedihi hakikatlerden olan, imani ve Kur'ani esaslardan da şüpheye düşenlere, Mister Carlyle'nin şu meşhur sözünü hatırlatır; "Eğer hakikat-i İslâmiyetten şüphe etsen, bedihiyat ve zaruriyat-ı kat'iyede iştibah edersin. Çünkü en bedihî ve zarurî bir hakikat ise İslamiyet'tir."(72)

Bütün bu hakikatlere rağmen kalbinde hastalık olan bir kısım insanların Kur'an ayetleri hakkındaki şüpheli suallerine Bakara Sûresinin 23. ayetiyle şöyle cevap verir;

"Haydi, onun benzeri bir sûre getirin." (Bakara Sûresi, 2: 23.) âyet-i kerimesinin işaret ettiği gibi, cemaatin istidadına göre irşadın yapılması lüzumundan ve Şâri'in, cumhuru irşad etmekte takip ettiği maksattan gafletleri ve cehilleri dolayısıyla bazı insanlar, Kur'ân hakkında çok şek ve şüphelere maruz kalmışlardır.

O şek ve şüphelerin menşei üç emirdir; 1. Diyorlar ki: Kur'an'da "müteşâbihât ve müşkilât" denilen, hakikî mânâları anlaşılmayan bazı şeylerin bulunması, i'câzına münafidir. Zira Kur'ân'ın i'câzı, belâgat üzerine müessestir; belâgat da, ancak ifadenin zuhur ve vuzuhuna mebnidir.

2. Diyorlar ki: Yaratılışa ait meseleler, müphem ve mutlak bırakılmıştır. Ve keza, kâinata dair fünûndan pek az bahsedilmiştir. Bu ise, talim ve irşad mesleğine münafidir.

3. Diyorlar ki: Kur'ân'ın bazı âyetleri zahiren aklî delillere muhaliftir. Bundan, o âyetlerin hilâf-ı vâki oldukları zihne geliyor. Bu ise, Kur'ân'ın sıdkına muhaliftir."(73)

Bediüzzaman hz bahsin devamında bu sorulara gayet mukni ve makul cevaplar vererek onların bu iddialarını çürütmüştür. Geniş açıklamayı ilgili bahse havale ederek şu kısa cevapla şimdilik iktifa edelim.

 Mesâil-i imaniye, erkân-ı imaniye ve esasat-ı İslamiyesin menşei ve mehazı olan: "Kur'ân, şek ve şüphelere mahal değildir. (Ehl-i nifakın) şüpheleri, ancak kalblerinin hastalığından ve tabiatlılarının sekametinden neş'et ediyor." Evet, gözleri hasta olan, güneşin ziyasını inkâr eder; ağzı acı olan, tatlı suya acı der."(74) 

"Siyah bir gözlüğü takan adam herşeyi siyah ve çirkin görür. Kezalik, basiret gözü de nifakla perdelenirse ve kalb küfürle peçelenirse, bütün eşya çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki kâinata karşı bir buğz ve bir adâvete sebep olur."(75)

11- Kararsız ve sebatsızdırlar:

a-Münafıkların kararsız ve sebatsız olduklarının anlatıldığı Nisa Suresinin bir ayetinde şöyle buyrulur; "İman edip sonra inkâr edenler, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenler, sonra da inkârlarını arttıranlar (o hal üzere oldukları müddetçe) onlar doğru yola gelmezler, (o durumda olanlarında) Allah bağışlayacak değildir." (Nisa Suresi 137. Ayet)

b) İ. İ'caz'da Münafıkların kararsız ve sebatsızlarıyla ilgili yapılan tespitlerde: "İmanın hilâfına, nifakta tereddüt vardır. Yani münafık olan kimse, kat'î bir hüküm sahibi değildir. Bu ise sebatsızlığı intaç eder. Bu da mesleksizliği, bu dahi emniyetsizliği tevlid eder. Bu ise-kanunen maznunların hergün ispat-ı vücut etmeleri lüzumu gibi-daima şeytanlarına gidip küfürlerini, ahidlerini tazelemelerini icap ettirir. Kur'ân-ı Kerim bu silsileye 

قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ

ile işaret etmiştir. Yani, "Bizler sizinle beraberiz" diye ahidlerini tecdid ediyorlar. Sonra mü'minlere gidip geldiklerinden hâsıl olan şüpheyi izale etmek için, and dilemeye mecbur oldular."(76)

c)Münafıkların niçin kararsız ve sebatsız olduklarına dair bir soruya Fahreddin-i Razi'nin verdiği bir cevap şöyledir. "Fiil sebebine, sebeb de maksada bağlı olup, maksat da sürekli değişince, insanın istek ve arzuları değişir. Sebepler ve maniler çatıştığı zaman ( ise) insan şaşkınlık ve kararsızlık içinde kalır." (Münafıkların davranış biçimlerine tıpatıp uyan bu tespite göre;) dine dünyevi menfaatleri esas alarak giren (veya çıkan) münafıklar, çıkarları hangi yöndeyse o tarafa yönelir, menfaatleri çatıştığı zaman ise şaşkınlık içinde bocalarlar."(77) 

İçi başka dışı başka olan münafıkların şüpheci ve kararsız halleri tevhid ve tasdiki gerekli kılan iman ile uyum sağlayamadığı için çoğu zaman ruh ve karakter bozukluğuna sebeb olarak çift şahsiyetli kişiler şeklinde ortaya çıkarlar.(78)

 12. Şeytanet'e dayanırlar: "Nifak, imanın hilâfına, kalbleri ifsad eder. Kalbin fesadı ise, yetimliği intaç eder. Yani, bozuk olan bir kalb kendisini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu hâletten korku neş'et eder. O korku onu kaçıp gizlenmeye icbar eder. Kur'ân şu hallerine Kaçıp halvetlere gittikleri zaman." (cümlesiyle onlara) ile işaret etmiştir. Yani, nifak, imanın aksine, akraba ve saireler arasında sıla-i rahmi kat' eder, keser. Bu ise şefkati izale eder. Şefkatin zevâli ise ifsadata sebep olur. 

İfsaddan fitne çıkar. Fitneden hıyanet doğar. Hıyanet dahi zafiyeti mûciptir. Zafiyet de himaye edecek bir zahîre, bir arkaya iltica etmeye icbar eder. Kur'ân-ı Kerim buna إِلَى شَيَاطِينِهِمْ ile işaret etmiştir. Yani, "Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himayelerine giriyorlar."(79)

"Müfessirler tarafından Bakara suresi: 14. Ayetindeki şeytan kelimesine, küfrün önderleri, cinlerin şeytanları ya da kâhinler gibi farklı anlamlar verilmiş olmakla beraber iman ve hayırdan uzaklık anlamıyla "şeytanet" lafzı bütün bu manaları ihtiva etmektedir. (Kurtubi Tefsiri: 1. Cilt.207) Şu halde münafıkların, şeytanın temsilciliğini yapan reislerine, " Biz sizinle beraberiz" diyerek güvence vermeleri, onların gerçekte müminler değil kâfirlerin safında yer aldıklarını göstermektedir."(80)

Bediüzzaman, R.Nur külliyatında 'şeytan'ı' daha çok ferdi günahları temsilen, "şeytaneti" ise kollektif ve organize fesat ihanet şebekelerini ifade etmek için kullanır. Mesela: Kastamonu Lahikasında şeytan ile şeytanet ayrımını şu şekilde yapar: " Bazı mütemerrid ve muannid ve ölen herifin ruh-u habîsi hükmünde(ki) zındıklar, Kur'ân ve Peygamber (a.s.m.) aleyhinde, fakat perde altında, aynen münazara-i şeytaniye bahsinde, hizbü'ş-şeytanın Peygamber (a.s.m.) ve Kur'ân hakkında mesleklerince söyledikleri tâbirâtı başka bir tarzda o zındık herif istimal etmiş.

Onun gibi Yahudi, mütemerrid ve dinsiz feylesoflarından ve Avrupa'nın zındıklarının eskiden beri Kur'ân ve Peygamber'in (a.s.m.) hâlâtından medâr-ı tenkit buldukları noktaları, kurnazcasına, safdil Müslümanlara ve Risale-i Nur'u görmeyenlere dinlettirmek ve göstermek için öyle bir tarzda gitmiş ve küfrünü gizlemeye çalışmış ki, şeytanette, şeytandan ileri gitmiş; beni çok müteessir etti."(81)

13. Münafıklar çok fasih ve beliğ konuşurlar:

a) Hadis: "Ümmetim hakkında en ziyade korktuğum kimseler, fasih konuşan kıvrak lisanlı münafıklardır."(82)

b) "Müfessirlerin beyanına göre münafıkların reisi Ubeyy İbn-i Selul, iri yarı, yakışıklı ve fasih bir adamdı. Arkadaşlarından Ced b. Kays, Muğis b. Kays da öyle idiler. Bunlar Allah Resulünün meclislerine gelirler, duvara yaslanıp otururlar. Lügat parçalarlar, tumturaklı laflar ederlerdi"(83)

c) Hz. Peygamber (as ) diğer bir hadis-i şerifinde "münafıkların çoğunun ümmetin "kurralarından" olduğunu söylemiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 151)(84) 

-devam edecek-

Dipnotlar

54- Prof. Dr. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul 1.cilt Sh. 467

55. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/110-111

56. Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 10 

57. Sefa Mürsel, Devlet Felsefesi. Sh. 316

58. İ.İ'caz, Sh: 206

59. İ.İ'caz, Sh:123-144.

60. Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 37

61. http://www.lichtstr.de/smf/index.php?topic=1449,0 TÜRKÇE FORUM ›

62. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 4. Cilt, sh: 2611

 63. TDV. 31.cilt Sh. 536

 64. Hak Dini Kur'an Dili. 1. Cilt.

 65. TDV. 39. Cilt sh.266 

 66. Hasan Kurt. İslam İnancına Göre Nifak ve Münafık, sh.134

 67. Mektubat. Sh: 71 

 68. Lem'alar. Sh: 32

 69. TDV. 39. Cilt sh.266

 70. TDV. 39. Cilt sh.267.

 71. Mektubat. Sh. 672 

 72. İlk Dönem Eserleri: Sh. 542, Hutbe-i Şamiye

 73. İ.İ'caz Sh: 235-6

 74. ,, ,, : 249

 75. ,, ,, : 138.

 76. İ. İcaz. Sh: 148

 77. Hasan Kurt, İslam İnancına Göre Nifak ve Münafık. Sh.111 

 78. ,, ,, ,, ,, ,, ,, ,, Sh. 133

 79. İ.İ'caz. Sh: 148

 80. Hasan Kurt. İslam İnancına Göre Nifak ve Münafık, Sh.127 

 81. Kastamonu Lah. Sh.188

 82. Ali Rıza Temel. İslam Davası Ve Münafıklar. Sh: 40

 83- ,, ,, ,, ,, ,, Sh: 51

84. Hasan Kurt: ©Sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 13 / 2006, s. 131 160 Sh: 143.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞABAN AYI VE BERAT GECESİNDE AFFEDİLMEYECEK OLANLAR

ŞABAN AYI VE BERAT GECESİNDE AFFEDİLMEYECEK OLANLAR

"Şühûr-i selâse" denilen "üç aylar"ın ikincisi de Şaban ayıdır. Bilindiği gibi, üç ayla

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-7

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-7

2.İman ve nifak birbirine zıddır? a-“Hidayet ve dalalet birbirine zıt kavramlardır. (Çünk

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-6

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-6

4- KURUMSALLAŞMIŞ NİFAK VE MÜNAFIKLARLA İLGİLİ DAHA GENEL TESBİTLER: 1-NiFAK VE ZINDIKA:

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

b)Nifakın sosyal hayata bakan cihetleri: Kur’an münafıkların şahıslarını değil sıfatlar

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-3

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-3

3. Haramdan kaçınma İslâm’ın öngördüğü yasakların her birisi, hem fert ve toplum huzur

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-2

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-2

2. Merhamet: Karşılıklı hoşgörü, sevgi ve acıma duygusu Sosyal barışın önemli bir fakt

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

6. Münafık ahdi bozar. Sözünde durmaz: Tevbe suresinde:

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-3

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-3

3. MÜNAFIKLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ: Nifak ehlinin temel özelliklerinin ferdi hayata bakan yans

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-1

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-1

İslâm’da sosyal barış ve güven, Allah’ın büyük bir lütfu olarak ilan edilir. Aşağıd

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-2

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-2

2-İMAN VE NİFAK MUVAZENESİNDE NİFAKIN TEŞEKKÜLÜ VE KISIMLARI: “Kuran ve hadislerde kalbin

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-1

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-1

BİRİNCİ BÖLÜM: 1: NİFAKIN GENEL TARİFİ VE BAĞLANTI NOKTALARI: a) Nifak: “Küfrünü gi

"Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, şüphesiz ki sen her şeye kadirsin."

Tahrim, 8

GÜNÜN HADİSİ

Yanında ana babası, ya da onlardan biri yaşlanıp da, gerekeni yaparak cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün!"

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI