Cevaplar.Org

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

b)Nifakın sosyal hayata bakan cihetleri: Kur’an münafıkların şahıslarını değil sıfatlarını tarif eder: “Kur'ân'ın, münafıkların şahıslarını tayin etmeyerek umumî bir sıfatla onlara işaret etmesi, Resul-ü Ekremin (a.s.m.) siyasetine daha münasiptir. Zira münafıkların şahıslarının tayiniyle kabahatleri yüzlerine vurulsaydı, mü'minler nefsin desisesiyle vesveseye düşerlerdi. Hâlbuki vesvese havfe, havf riyaya, riya nifaka müncer olur. Ve keza, bazan kötülük ifşa edilmezse tedricen zail olması ihtimali vardır. Fakat teşhir edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrik eder, fenalığı daha fazla yapmasına bâis olur.”(86)


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2017-04-17 16:28:15

b)Nifakın sosyal hayata bakan cihetleri:

Kur'an münafıkların şahıslarını değil sıfatlarını tarif eder:

 "Kur'ân'ın, münafıkların şahıslarını tayin etmeyerek umumî bir sıfatla onlara işaret etmesi, Resul-ü Ekremin (a.s.m.) siyasetine daha münasiptir. Zira münafıkların şahıslarının tayiniyle kabahatleri yüzlerine vurulsaydı, mü'minler nefsin desisesiyle vesveseye düşerlerdi. Hâlbuki vesvese havfe, havf riyaya, riya nifaka müncer olur. Ve keza, bazan kötülük ifşa edilmezse tedricen zail olması ihtimali vardır. Fakat teşhir edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrik eder, fenalığı daha fazla yapmasına bâis olur."(86)

Bediüzzaman da Kur'an'dan ve Resul-u Ekrem(a.s.m)'den aldığı derse binaen, İşaratü'l- İ'caz tefsirinin başına düştüğü bir notta Medine münafıkları ile zamanımız münafıkları arasında kurduğu bir irtibat cümlesinde der ki:

"Bidayet-i zuhur-u İslamiyet'te muannid ve kitapsız kâfirlerin ve nifaka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı ahirde bir naziresi çıkacağını ders-i Kur'ânîden gelen bir sünuhat ile Eski Said hissetmiş. Münafıklar hakkındaki âyetleri izah ile en ince nükteleri beyan etmiş; fakat mütalâacıların zihnini bulandırmamak için mahiyet-i mesleklerini ve istinat noktalarını mücmel bırakmış, izah etmemiş."(87)

Nifakın sosyal hayata bakan cihetlerinin tafsilat ve izahatlarına baktığımız zaman Medine münafıkları ile zamanımızda ortaya çıkan münafıkların birçok cihetlerle benzerlik arz edeceğini Üstad bir hiss-i kablel vuku ile hissetmiş. Hissettiği gibi de vakıa aynen zuhur etmiş.

1- Fasıklar ve münafıklar sıla-i rahmi kat' eder, keserler:

a-Bakara Sûresi, 27. Ayetinde;

الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ

"Fâsıklar öyle kimselerdir ki, Allah'a itaatten çıkıp, mîsak-ı ezelîde yaptıkları ahidlerini bozarlar ve Allah'ın akrabalar ve mü'minler arasında emrettiği bağlantıyı keserler; yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarırlar" buyruluyor. Bu cinayetlerinin cezası olarak "Hâsir ve zararlı (olan) onlardır. (Çünkü) Dünyada vicdan, kalb ve ruhun azabı ile âhirette de Allah'ın gazabıyla ebedî bir azap içinde kalan onlardır."(88)

 Ehl-i nifak Allah'ın emrettiği akrabalar ve mü'minler arasındaki bağlantıyı kesmekle, akrabalar ve mü'minlerin birlik ve bütünlüğü bozulur. Ortaya bölünmüş toplum ve aile yapıları ortaya çıkar. Aile fertleri birbirini öldürmeye teşebbüs edecek kadar birbirlerine hasım haline gelirler.

Nitekim asr-ı saadette münafıkların reislerinden olan Abdullah İbnu Übeyy, akrabalarına ve müminlere yapmış olduğu fesad fitne ve aile içi ayrılıkçı davranışlarından dolayı, bizzat kendi oğlu ve güzide sahabilerden olan Abdullah (r.a) tarafından, babasını öldürmek için Hz Peygamber (a.s) izin istemiştir. (89)

Şu anda bile ehl-i nifak hareketinin ifsad ederek ailesinden ve toplumdan kopardığı ne kadar çok kişi olduğu herkesçe malumdur. Ehl-i nifak, bölünmüş aileler ve öz kardeşine silah çeken fertler yetiştiriyor.

2.Münafıkların çoğu aristokrat sınıfındandır:

Bakara suresi 13. Ayetinde şöyle buyrulur;

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء

"Onlara 'Halk nasıl iman etti ise siz de öyle iman edin" denildiği zaman 'Biz hiç beyinsiz ayak takımı gibi iman eder miyiz?' derler." 

Yani, "Halkın imana geldikleri gibi siz de imana geliniz, diye imana dâvet edildikleri zaman, 'Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz?' diye cevapta bulunurlar. Fakat süfeha takımı ancak ve ancak onlardır; lâkin bilmiyorlar." Sonra da nasihat edene derler ki: "Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünkü biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecburiyet saikasıyla imana gelmişlerdir. Onların diyaneti ıztırarîdir. Biz ise ashab-ı izzet ve servet insanlarız."(90)

Bu ayetlerden anlaşılıyor ki nifak ehlinin çoğunluğu halkın zenginlerinden oluşuyor. Müminleri de basit ve fakir insanlara gördüklerinden, iman ve ibadeti sadece onlara hasrediyorlar. Hâlbuki ayet asıl sefih ve alçak insanlar onların olduğunu haber veriyor. Maalesef ehl-i nifakın ellerindeki ekonomik güç, servet ve etkin makamlar onları imana girmekten mahrum etmiştir. Veya bir kısım ehl-i imanı da nifaka düşürmüştür.

3. Devlet başkanı ve masum insanlara iftira:

Münafıklar namuslu insanları lekelemekten hiçbir zaman uzak durmaz. 'Çamur at tutmazsa iz bırakır' alçak prensibini insafsızca istimal ederler. Emellerine ulaşmak için bu iftiralarda asla sınır tanımaz, her zaman suiistimale açık zaman zemin ve fırsat kollarlar. Mesela Bedir harbinden sonra müşriklerden elde edilen ganimetlerin taksimi sırasında, ganimetler arasında bulunan kırmızı bir kadife veya bir kılıç kaybolmuş, bunun üzerine münafıklar; "alsa alsa onu Muhammed almıştır" demişlerdir. Cenab-ı Hak (da) onları şu şekilde tekzib etmiştir:

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَغُلَّ وَمَن يَغْلُلْ

"Bir peygamber için emanete (ganimet malına ) hainlik etmek (bu) olur şey değildir " (Âl-i İmran: 3: 161) diyerek vahyetmiştir.(91)

İkincisi: "Ben-i Mustalık seferi esnasında, cereyan eden, 'ifk' hadisesi olarak da bilinen vakıada, Peygamber efendimiz (as) eşi Hz. Aişe'ye, (r.a) münafıkların reisi İbn-i Selul tarafından iftira atılır. Nur suresi 11. Ayette:

إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ

"O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden ( münafıklardan) bir güruhtur" denilmektedir. Fakat vakıanın sadece bir iftira olduğuna dair ayetler nazil oluncaya kadar, bu şeni ve yalan haberin münafıklar tarafından hızlıca yayılmasıyla bir kısım sahabeler bile etkilenmişlerdir. Daha sonra nazil olan Nur suresinin diğer bir kısım ayetleriyle ( Nur suresi 11-15) konu tavazzuh etmiş, büyük bir fitnenin önü büyümeden alınmış olur. İftiracılara da gerekli cezalar verilir.

Hucurat Suresi 12. Ayette: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ

وَلَا تَجَسَّسُوا

"Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın!" İlahi beyanına rağmen, o günkü münafıkların bu günkü versiyonu olan yamakları, özel hayatın gizlilik ve kudsiyetini ihlal edip, en son teknolojik imkânların da yardımıyla, özel hayatı tecessüs ve tarassud, ederek bir kısım montaj tepeler ve kasetlerle kaç kişinin hayatını karattığı herkesin malumudur.

4. Gayr-ı müslimlere dostluktan nifak kokusunun gelmesi:

Sual: Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur'ân'da nehiy vardır."Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez." (Mâide Sûresi, 5.51) Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?

Elcevap: Evvelâ: bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir. Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san'atı içindir. Öyleyse her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı, istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!

 Sâniyen: Zaman-ı Saadette bir inkılâb-ı azîm-i dinî vücuda geldi. Bütün ezhânı nokta-i dine çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adaveti o noktada toplayıp muhabbet ve adavet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak kokusu geliyordu."(92)

Bediüzzaman'ın 1910'lu yıllarda haber verdiği ; "Bidayet-i zuhur-u İslamiyet'te muannid ve kitapsız kâfirlerin ve nifaka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı ahirde bir naziresi çıkacak"(93) dediği 'hizmet hareketi' ismi altında bir kısım nifak hareketleri ve adamları da bir asır sonra Yahudi ve Hristiyanlarla din noktasında dostluklar kurarak, bu ayete ters düşmüşlerdir. Tesis ettikleri diyalog faaliyetleri, ticari sınai ve askeri açıdan değil, kendi ifadeleriyle dinler arası bir diyalogdur. Dolayısıyla bu dostluğun altından nifak kokusu geldiği açıktır.

Nitekim 22 Ocak 2017 tarihli basında çıkan haberlere göre, Hizmet harekâtının önemli isimlerinden ve kalemlerinden olan Ali Ünal, Gülen'in tüm dinleri birleştirerek 'İbrahim'i dinler' çatısı altında birleştirip kendisinin de 'tüm insanlığın halifesi' olma niyetinde olduğunu itiraf etti. Kaynak: http://www.yenisafak.com/gundem/monica-mektubu-2600519

5. Mevcut meşru idareye karşı alternatif güç odakları oluşturmak:

1) Münafıklar Medine'de, Kur'an'da "Mescid-i Dırar " ismiyle anılan ve Ebu Amir isimli bir adamın telkiniyle bir mescid inşa ederler. Bu mescid, İslam'a zarar vermek, küfrü yaymak, mü'minler arasına ay­rılık sokmak, İslam düşmanlarına yataklık etmek niyetiyle yapılmıştır. Münafıklar mescide bir meşruiyyet kazandırmak için Hz. Peygamberi davet ederler. Hz. Peygamber gideceği zaman gelen ayetler, işin içyüzünü ortaya koyar."(94) Hz. Peygamber (a.s) da Mescid-i Dırar'ı yıktırarak münafıkların tehlikeli yapılanmalarına izin vermez. Onların oyunlarını bozar.

2) Tebük seferine katılmamak için çeşitli bahaneler uyduran münafıklar sefere katılmak isteyenlere de mani olmak için çeşitli yollara başvuruyorlar, gizli planlar kuruyorlardı. Bu hainane planlarını gerçekleştirmek için Yahudilerden Süveylim'in evini karargâh olarak kullanıyorlar, orada gizlice toplanıyorlardı. Onların bu durumları vahiy yoluyla Allah Resulüne haber verilir. Bunun üzerine Resul-u Ekrem (a.s.m) bazı sahabeleri göndererek bu nifak yuvasını başlarına yıktırıp ateşe verdirmiştir. (95)

3) Tebük seferi esnasında Medine münafıklarının reislerinden olan "Abdullah İbnu Übey, Yahudi ve Araplardan müteşekkil müttefikleriyle birlikte Seniyyetü'l veda tepesine İslam ordusuna karşı ayrı bir askeri karargâh kurarak kendi etrafını ve müttefiklerini seferden alıkoymuştur.(96)

Bu üç hadisede görüldüğü gibi, içinde bulunduğumuz zaman diliminde de ortaya çıkan ahirzaman münafıklarının genetiklerinde, mevcut ve meşru idareye karşı alternatif güç oluşturarak, fitne ve fesat çıkarmak onların değişmez karakteristik özelliklerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. 

6. Müslümanlar aleyhine casusluk ve gizli faaliyetlerde bulunmak:

a) Casuslukla ve gizlilik:

İ.İ'caz'da Bakara Sûresinin 14.ayetindeki: "  خَلَوْا kelimesinin tefsirinde münafıkların niçin hep gizlilik içinde hareket ederek casusluk faaliyetlerinde bulunduklarıyla ilgili şu tesbitler yapılmıştır;

1.Sual: Münafıklar her zaman niçin hep korkup gizlenirler

Elcevap: "Nifak, imanın hilâfına, kalbleri ifsad eder. Kalbin fesadı ise, yetimliği intaç eder. Yani, bozuk olan bir kalb kendisini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu hâletten korku neş'et eder. O korku (sebebiyle onlar) kaçıp gizlenmeye "(97) mecbur kalarak kendi aralarında organize olup "gizli gizli konuşmaya" başlarlar. "(98) 

2. Bakara Sûresinin 14.ayetindeki: "  خَلَوْا kelimesi (münafıkların) cinayetlerinden korktuklarında tesettür ve gizlenmek istediklerine işarettir. (korku ve gizlenmeleri iki sebeptendir.)

Birisi, acz ve zaafları yüzünden iltica etmeye mecbur olmalarıdır. İkincisi, fitne ve ifsat iktizasıyla mü'minlerin sırlarını  kâfirlere îsal etmeleri" (99)sebebiyledir.

 İslam devleti içinde yaşayan Münafıklar, devletin güvenliği ilgili bir kısım bilgileri düşman devletlere aktarma hususunda, Medine münafıklarının bu durumu casusluğun ilk ve çok çarpıcı örneklerinden birisidir. Mesala: Medine münafıklarından, Ubey b. Selul, Vedia, Malik b. Ebi Kavkal, Süveyd ve Dais gibi bir kısım ileri gelen münafıklar, Beni Nadr Yahudileriyle çok sıkı dostlukları vardı. Beni Nadr oğulları Müslümanlar tarafından kuşatılınca müslümanların savaş planını gizlice onlara haber verip kalelerinden çıkmamalarını isteyerek casusluk yapmışlardır.(100)

Bu tarihi vakıaya göre Medine münafıkları ilk casusluk faaliyetini, karakter itibariyle münafıklığa çok yakın ve uygun olan Yahudilerle birlikte yapmış oldukları anlaşılıyor. Bu birlikteliğin geçmiş asırlarda olduğu gibi günümüz İslam dünyasındaki iç kargaşalarda da davam ettiği herkesin malumudur. Nitekim O günkü Medine münafıklarının yerini alan, asrımızın Abdullah ibn-i Sebeleri, Lawrenceleri, "Asya münafıkları veya Avrupa kaselislerinden " sayılan zamane Bel'am B. Bauralardan birisi nifakını gizlemek için, şöyle söylemiş veya söylettirilmiştir.

 "Nifak gibi, karanlık odaklara elemanlık yapmak muhbirlik kılıfı altında iftira ve tezvirde bulunma gibi, bir hareketin heyet-i umumiyesine zarar verecek, tavır ve davranışlar vardır ki, bunlar küfre denk günahlardır. Bu tür günahların affolması için, fertlerin haklarını helal etmeleri yetmez. Zira bunlar hukuku ammeden sayıldığı için, bunlara hukukullah taalluk eder. Diyelim ki bir talihsiz, milletimize ve devletimize ait bir vazifeyi kendi hesabına değerlendirerek, yurt dışında birilerine, haber ulaştırmakta casusluk yapmaktadır. İşte bu öyle bir dalalettir ki nifak ötesi bir fenalıktır. Neylersin ki bu tür hadiseler geçmişte yaşandığı gibi, günümüzde de yaşanabilir " demiştir. (101)

7.Dış güçlerle ülke aleyhine askeri işbirliği yapmak:  

Medine ileri gelenlerinden olan Ebu Amir Fasık, Mescid-i Dırar'ın yapılmasını emreden meşhur münafıklardan birisidir. Biset'ten evvel Hz. Peygamber (a.s.m)'in geleceğini haber verdiği halde, bilahare Efendimiz (a.s.m) Peygamberlik ile geldikten sonra, elli kadar adamıyla Mekke müşriklerine iltihak ederek, Uhud ve Huneyn seferlerinde müslümanlara karşı savaşmış, sonra Şam'a kaçarak Medine münafıklarına şu haberi ve talimatı göndermişti; "Benim için bir mescid yapın. İçine gizlice silah depo edin. Ben Roma imparatorluğuna gidiyorum. Onlarla birlikte büyük bir ordu ile gelir, Muhammed ve ashabını Medine'den sürer çıkarırız. İşte Dırar mescidi bu maksatla kurulmuştu. Medine münafıkları, Ebu Amir Fasık'ı Doğu Roma'dan alacağı güçle bir kurtarıcı olarak gelmesini bekliyorlar ve bir taraftanda mescidin altına gizli gizli silah yığıyorlardı. Tebük Seferinden dönerken onların bu kirli oyunları Tevbe Suresi 107-108. Ayetlerle haber verilerek tuzakları bozulmuştur.(102)

Milli şairimiz Mehmet Akif: "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi" diyerek bu manayı ne güzel ifade etmiş. O gün Doğu Roma'dan güç devşirmeye çalışan Medine münafıkları gibi zamanımızın 'Asya münafıkları' da Batı Roma'dan (Amerika'dan İsrail'den) Haçlı Ordularını üzerimize salmakla meşguller.

8. Devlet başkanı ve seçkin kişilere suikast:

Kısâs-ı Enbiya'da nakledildiğine göre Peygamber (a.s.m) Tebük seferi dönüşünde, Akabe bölgesine geldiği vakit hava kararmış, gece olmuştu. Gece karanlığını fırsat bilen münafıklardan 12 veya 14 kişilik bir grup, Hz. Peygamber'e tuzak kurdular. Bir uçurumun kenarından geçecek olan Efendimiz (s.av)'i oradan aşağı yuvarlayacaklardı. Fakat Cenab-ı Hak vahiyle tuzağı haber verdi. Onlar bu suikast için hazırlandılar ve yüzlerini maskeleyerek kendilerini gizlediler. Tuzak mahalline yaklaşan Hz. Peygamber, onların karaltısını görerek, yüksek sesle bağırıp onların kaçmasını sağlamış. Onlar da dağılarak tuzakları akim kalmıştır. (Kısâs-ı Enbiya.C. Sh 224 )(103)

Tarihi kaynaklarda bu suikasta görev alanların sayısı 12 dir. Birçok suikasta, fitne ve fesada lojistik destek sağlamak ve gizli silah deposu olması için, inşa edilen Mescid-i Dırarı yapanların sayısı da 12 dir.(104) Hz Yusuf'u (a.s) öldürmek kastıyla kuyuya atanların sayısı da 11 dir.(105) Kızıldeniz'i bir mucize ile geçen Hz. Musa (a.s) ve kavmini öldürmek için peşine düşen Firavun, askerlerini 12 kola ayırarak masumları takip etmiştir.(106)

Biz 11 ve 12 sayılarının sırrını bilmiyoruz. Fakat rakamların diline bakılırsa, asırlar da geçse küfür ve nifakın tek bir millet olduklarını, yaptıkları işlerinden anlayabiliyoruz. Çünkü aynı meşum işi yapan güruhların ve komitelerin sayıları az farkla tevafuk ediyor. Bu nifak kuşağının bu zamandaki uzantıları olan Asya münafık casuslarının da suikast timlerinin sayısı garib bir tevafukla, 11 veya 12 olduğunu hayretle basından şu haberle öğrendik:

"Marmaris'teki suikastçı 11 asker tutuklandı:

 Yüzde doksan dokuz müslüman bir milletin seçtiği meşru bir devlet başkanını öldürmek veya tutuklamak için,15 Temmuz 2017 tarihinde, "Marmaris'teki otele saldıran darbeci askerlerden 11'i tutuklandı. Özel harekât timleri ile Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan bir tabur asker, 12 kaçağı yakalamak için 16 gün boyunca arama- tarama faaliyeti yürüttü. Saat 09.00'da adliyeye getirilen 11 darbeci asker, savcılık tarafından tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hâkimliği'ne sevk edildi. Hâkim 11 darbeci askeri de tutuklandı."(107)

9. Kamu Düzenini Bozup Fitne Çıkararak İttihadı Bozmak:

a) Münafıkların faaliyetlerinden biriside kritik anlarda müslümanları terkederek zayıf düşürmeye matuftur. Bunlardan birisi, Uhud savaşı için müslüman ordusu Medine'den çıkar çıkmaz 'Hz. Peygamber (a.s.m) tecrübeli olan bizleri değil, tecrübesiz olan gençleri dinliyor, onların sözlerine göre hareket ediyor' bahanesiyle orduyu terk ettiler. Böylece 1000 kişilik ordu 700'e düşmüştü. Uhuddaki mağlubiyette bu ihanetin payı büyüktür.(108)

b) Bediüzzaman, Bakara Sûresinin, "Yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarırlar" mealindeki 27. Ayetinin tefsirinde, "fısk ve nifakla bozulan bir şahsın kalbinde bir ihtilâl, bir fenalık hissi uyanırsa, yüksek hissiyatı, kemâlâtı sukut etmeye başlar; kalbinde tahribata, fenalığa bir meyil, bir zevk peyda olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür; sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribatta, fenalıkta bulur. İşte o vakit, o şahıs, tam mânâsıyla arzda yırtıcı bir hayvan, ihtilâli çıkarıp büyüten bir belâ, fesadı durmayıp karıştıran bir âfet kesilir."(109) diyerek adeta, ehl-i nifak ve fesadın ruh haritasını resmetmiş.

Dipnotlar

 86- İ.İ'caz. Sh: 124

87- İ.İ'caz. Sh: 18

88- İ.İ'caz. Sh:: 309

89- Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi,Cilt:3, Sh: 529, Akçağ Yayınları. 

90-İ.İ'caz. Sh: 141

91- Prof. Dr. Bedreddin Çetiner. Esbab-ı Nüzul 1.Cilt, Sh.176

92- Münazarat. Sh: 471

93- İ.İ'caz. Sh:18

94- Şadi Eren, Kur'an'da Teşbih Ve Temsiller, Sh: 100

95-Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 85

96- Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, cilt:3, Sh: 525

97- İ.İ'caz Sh: 147

98- İ.İ'caz Sh: 144

99-İ.İ'caz Sh : 149-150 

100-Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 60

101- Kırık Testi, Sh: 13 

102-Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 90

103-Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 91.

104-Ali Rıza Temel, İslam Davası Ve Münafıklar, Sh: 89

105-M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi. 1. Cilt, Sh: 273

106-M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi. 2. Cilt Sh: 61

107. http://www.ulke.com.tr/guncel/haber/694919-marmaristeki-suikastci-11-asker-tutuklandi

108-İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Cilt 3, Sh: 525.

109-İ.İ'caz, Sh: 311

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞABAN AYI VE BERAT GECESİNDE AFFEDİLMEYECEK OLANLAR

ŞABAN AYI VE BERAT GECESİNDE AFFEDİLMEYECEK OLANLAR

"Şühûr-i selâse" denilen "üç aylar"ın ikincisi de Şaban ayıdır. Bilindiği gibi, üç ayla

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-7

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-7

2.İman ve nifak birbirine zıddır? a-“Hidayet ve dalalet birbirine zıt kavramlardır. (Çünk

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-6

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-6

4- KURUMSALLAŞMIŞ NİFAK VE MÜNAFIKLARLA İLGİLİ DAHA GENEL TESBİTLER: 1-NiFAK VE ZINDIKA:

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

b)Nifakın sosyal hayata bakan cihetleri: Kur’an münafıkların şahıslarını değil sıfatlar

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-3

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-3

3. Haramdan kaçınma İslâm’ın öngördüğü yasakların her birisi, hem fert ve toplum huzur

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-2

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-2

2. Merhamet: Karşılıklı hoşgörü, sevgi ve acıma duygusu Sosyal barışın önemli bir fakt

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

6. Münafık ahdi bozar. Sözünde durmaz: Tevbe suresinde:

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-3

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-3

3. MÜNAFIKLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ: Nifak ehlinin temel özelliklerinin ferdi hayata bakan yans

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-1

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-1

İslâm’da sosyal barış ve güven, Allah’ın büyük bir lütfu olarak ilan edilir. Aşağıd

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-2

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-2

2-İMAN VE NİFAK MUVAZENESİNDE NİFAKIN TEŞEKKÜLÜ VE KISIMLARI: “Kuran ve hadislerde kalbin

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-1

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-1

BİRİNCİ BÖLÜM: 1: NİFAKIN GENEL TARİFİ VE BAĞLANTI NOKTALARI: a) Nifak: “Küfrünü gi

"Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın! Çünkü O, işitendir ve bilendir."

Fussilet, 36

GÜNÜN HADİSİ

Mü'minin sezgisinden sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar.

Taberani

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI