Cevaplar.Org

BLATUS

Arap tarihçilerine göre adı Tulma veya Velid’tir. Hz. Musa ile mücadele eden meşhur firavunun bu olduğu kabul edilir. Arap tarihçilerine göre Arap asıllıdır. Amalika’dan veya Aşmun evlâdındandır. Mısır-Kıptî tarihçilerine göre de; Mısır’lı ve Kıptî’dir. İsfehanlı olduğu da söylenir


Nail Papatya

.

2018-08-08 14:15:39

Arap tarihçilerine göre adı Tulma veya Velid'tir. Hz. Musa ile mücadele eden meşhur firavunun bu olduğu kabul edilir. Arap tarihçilerine göre Arap asıllıdır. Amalika'dan veya Aşmun evlâdındandır. Mısır-Kıptî tarihçilerine göre de; Mısır'lı ve Kıptî'dir. İsfehanlı olduğu da söylenir.

Altıyüzyirmi sene yaşadığı, fakat bu müddet zarfında ne başının, ne de dişinin ağrımadığı ve daima genç ve dinç kaldığı söylenir.

Kendisinin, kısa boylu, uzun sakallı, şehlâ gözlü ve sol gözü küçük, topal, kasık, gösterişsiz, bet yaratılışlı bir adam olduğu nakledilir. Fakat zeki, hilekâr, zalim ve mütekebbir...

Daha evvel Kâşim, Efsamus veya Eksamus adlı firavn'ın vezirliğini yapmıştır. Vezir oluşu hakkında şöyle bir rivayet vardır: Kendisi aslen Isfehan'lıdır. Alacaklılarından kaçarak Mısır'a geldi. Şehrin kapısında büyük bir karpuz görüp fiatını sordu. 'Bir dirhem' dediler. Şehre girip aynı karpuzların birer akçeye satıldığım görünce, 'Bu kârlı bir iştir' diye karpuz ticareti yapıp para kazanmayı düşünür.

Dışarı çıkarak bir miktar karpuz alıp şehir içine satmaya götürür. Fakat bir de ne görsün; karpuzların ancak bir tanesinin parasını alabilir. Geri kalan bütün karpuzları halk kapışıp yağma ederler ve parasını vermeden kaçarlar. Blatus; 'Bu ne haldir. Bu şehirde hakim yok mu?' diye sorunca: 'Padişahımız, zevk ve sefansından başka bir şeye bakmaz. Vezir ise; milleti soyup, mal biriktirmekten başka birşey düşünmez. Onun için milletin hali ve asayişi ile alâkalanan olmaz' dediler.

Bunun üzerine Blatııs, şehrin mezarına giderek yerleşti ve her defnedilen ölüden beş akçe haraç almaya başladı. Ve senelerce halkı soyup bol bol para biriktirdiği halde kimse onun bu zulmüne müdahale etmedi.

Nihayet bir gün, hükümdarın bir kızı ölür ve mezara getirirler. Blatus, ondan da aynı parayı isteyince, ölü ile gelen bazı saray erkânı itiraz ederler. Ölünün firavunun kızı olduğunu, bundan para isteyemiyeceğini söylerler. Fakat Blatus dinlemez ve onlar itiraz ettikçe fiatı arttırır ve yüz akçeye kadar çıkarır.

Durumu padişaha haber verirler; o da vezirini çağırıp bunun ne demek olduğunu ve bu adamın kim olduğunu sorar. Fakat, kendi çıkarı dışında bir şeyler ilgilenmeyen vezir, durumdan bihaberdir ve Firavn'a durumdan haberi olmadığını söyler. Bunun üzerine Firavn, bu mezarlık hükümdarını huzuruna çağırmalarını ister. Bu suretle Blatus, Firavn'ın huzuruna çıkar.

Firavn; 'Bu ne iştir' diye sorunca Blatus; başından geçen karpuz hikâyesini naklettikten sonra; 'Padişahım, ben bu işi senin nazarını çekip bu suretle huzuruna çağırılayım ve halkın bu acı durumunu sana duyurayım da halkının durumuna eğilerek onu düzeltmen için sana yardımcı olayım diye yaptım' deyince, Padişah bu durumdan memnun kalır ve vezirini bu kötü idareden ötürü idam eder ve Blatus'u kendine vezir edinir.

Fivavn Kâşim, iktidarının otuzbirinci senesinde kaybolunca, Blatus, ona vekâleten devleti idareye başladı. Fakat, Firavn'ın ne olduğu, neden kaybolduğu bir türlü öğrenilememişti.

Bu durum karşısında halk, Blatus'tan şüphelenmeye başladı. Zamanında, üzerinde yıldız şekilleri nakş olunmuş bir top, ateşsiz ekmek pişiren bir fırın, ateş haline gelebilen bir su, hava haline gelebilen bir cam v.s... icat edildiği nakledilen Firavn Kâşim'i, aradan onbir sene geçmesine rağmen halk, bir türlü unutmamıştı.

Nihayet, 'onun ne olduğunu bize izah edemediğine göre herhalde sen öldürdün, diye halk Blatus'a karşı baş kaldırdı ise de Blatus, kurnazlıkla bu durumu önledi ve artık yetişen şehzade Latus'u tahta çıkardı. Latus da Blatus'u vekil yaparak Said'e gönderdi ve başka bir vezir tayin etti.

Yeni Firavn Latus, yolu çabuk şaşırmıştı. Çoğu firavnlerde olduğu gibi büyük bir gurura kapıldı. Mısır'da büyük itibarları olan hakim ve sihirbazlar da dahil kimseye kıymet vermez, hatta hiç kimseye huzurunda oturmaya müsaade etmez oldu. Halka cevrü cefaya başladı.

Halk, kendisinden nefret etti. Blatus'un idaresini aramaya başladı. Bunu öğrenen Blatus, isyan etti. Saltanata talip oldu. Latus üzerine iki ordu gönderdi. Fakat ikisi de mağlûp oldu. Halk, Blatus'un etrafında toplandı. Bunun üzerine zalim ve mağrur Latos, intihar etti ve Blatus da Mısır firavunluğu tahtına geçti. Hz. Musa ile olan hikâyesi meşhurdur.

Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de de geniş şekilde anlatılan Hz. Musa ve Firavn hikâyesinin özü şöyledir: Hz. Yusuf zamanında Mısır'a gelip yerleşen İsrail Oğulları, zamanla çoğalmışlardı. Bunlar dedelerinin dinine bağlı oldukları için putperest Mısırlıların putları ile alay ederler, Mısırlılarla pek anlaşamazlardı. Halk, kral Mâdan'a şikâyet etti. Mâdan, yahudilere Menf şehri önünde ayrı bir mahal tayin ederek buraya yerleşmelerini ve yerli Kıptî'lerle karışmamalarını emretti.

Daha sonra kral Kâşim zamanında yahudilerle Kıptî'lerin arası iyice açılmış, kral da halka, Yahudilerin köleleri olduğunu, onlar hakkında istedikleri gibi hareket etmekte serbest olduklarını ilân etmişti.

İşte Firavn Blatus zamanına kadar ahval böyle iken; günün birinde kâhinler, İsrail oğullarından gelecek bir oğlanın kendi hayatına son vereceğini Blatus'a haber verirler.

Bunca yıl saltanat sürdüğü halde zulüm ve ihtirası bitmeyen ve kendisine bunca ömür, sıhhat ve saltanat bahşeden Allah'ı inkâr edip halkı kendine taptıran bu mağrur Firavn, buna pek kızdı. Sivri aklınca ilâhî takdiri önlemeye çalıştı. Bir ferman çıkartarak yahudilerin evlenmelerini yasakladı. Ayrıca her doğan oğlan çocuğun da öldürülmesini istedi. Bir çok masum katledildi.

Gariptir ki, Hz. Musa doğdu, bizzat Firavunun sarayında, kraliçenin himayesine alındı ve hem de öz annesinin sütü ile beslenerek büyüdü. Delikanlılık çağında bir hadiseden ötürü Medyen'e kaçtı. Peygamber Şuayb Ajeybisselâmın yanında uzun müddet kaldı. Daha sonra kardeşi Hz. Harun Aleyhisselâm ile, firavn Blatus'a elçilik vazifesi ile gönderildiler. İmana, bir olan Allah'a imana, tanrılık davasından ve insanlara zulüm etmekten vaz geçmeye davet ettiler. Kıptîleri tanrılığına inandırmış olan ve İsrail oğullarına köle nazarı ile bakan firavne, daha düne kadar kendi sarayında beslenerek büyüyen bu gencin ve kardeşinin teklifleri pek komik geldi. Onlarla alay etti. Delilikle, sihirbazlıkla itham etti. Hatta, onları küçük düşürmek için, çok güvendiği sihirbazları ve halkın huzurunda imtihana davet etti. Fakat Hz. Musa'nın mûcizeli asasının karşısında sihirbazların sihirleri perişan oldu.

Sihirbazlar, bu durum karşısında secdeye kapanıp iman ettiler. Hz. Musa'ya tabi oldular. Firavn, bu mağlûbiyet karşısında pek öfkelendi. Kendisinin tanrılığını inkâr edip, Hz. Musa'ya iman eden sihirbazları şiddetle cezalandırdı.

Ve bütün bu mucizeler ve peygamberlerin ikazları karşısında insaf ve imana gelecek yerde, gururunu ve zulmünü arttırdı. Hz. Mûsâ, Allah'ın emri ile İsrail oğullarını alıp yola çıktı. Firavn Blatus da, erkân ve ordusu ile peşlerine düştü. Allah'ın emri ile Hz. Musa, âsâsını suya vurdu. Sudan Musâ kavminin oniki kolu için oniki yol açıldı ve geçtiler.

Arkalarından firavn, avanesi ile geldi. Su, henüz açık duruyordu. Suların dağ gibi iki tarafa yığılarak yolların açıldığını gören Firavn, her mağrur ve zalim gibi, gene ahmakça davrandı; erkân ve ordusuna dönerek haykırdı: "Ey kavmin! Ben, boşuna mülkün sahibi ve yaratıcısı olduğumu söylemiyorum, işte görün, denizler bile bana yol vermek için açıldı. Hâlâ tanrılığımda şüphe eden var mı?"

Fanilere ve putlara tapan her ahmak gibi onlar da bu şarlatanlığı ve bu şarlatan ve ahmak liderlerini hararet ve hayranlıkla tasdik ettiler ve alkışladılar. Ve hiç tereddüt etmeden haşmetlû sahte tanrıları firavun Blatus'un açtığını zannettikleri ve aslında Allah'a iman eden ve teslim olan Mûsâ ve kavmi için açılan su yollarına girdiler.

Mûsâ kavmine yetişmek için de gurur ve heybetle ilerlediler. Firavn ve bütün avanesi su yolunun içine girmiş ve nerede ise Blatus'un da kendi tanrılığına kendisinin de inanacağı bir an gelmişti ki, iki yanda dev gibi emr-i İlâhîyi bekliyen sular, birbirine kavuşuverdi. Firavun ve avanesi de dehşet ve feryat içinde gark olup gitti.

Bütün gururların sökmediğini ve ümitlerin bittiğini gören firavn, her münkir gibi, vicdanında gizleyip örtmeye çalıştığı imanını ilân etmiş ve "Ben de Musa'nın inandığı Allah'a iman ettim" diye haykırmıştır, ama pişmanlığın fayda verdiği an çoktan geçmişti.

Zalimlerin bu akibeti o kadar müthiş olmuştu ki, Mısır'lı kadınlar, devleti idare edebilecek Mısır'lı, kabiliyetli bir adam kalmadığı için, aralarında toplanarak bir kadını tahta çıkardılar. Ve zulme ve inkâra alkış tutmanın cezasını uzun yıllar çektiler.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İNSAN VE HİDAYET-1

İNSAN VE HİDAYET-1

Hidayet kelimesinin sözlük anlamı: Doğru yol, hak yolu, yol gösterme, kılavuz olama. Hidayet

İNSAN VE MÜKELLEFİYET

İNSAN VE MÜKELLEFİYET

Teklif nedir? Bir işi yapmak üzere birisine sunmak. Birisine bir işi yüklemek. Mükellef ne de

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-2

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-2

9.Allah, Mescitleri Korur: “… Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi,

GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?

GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?

Sordular: -Hocam! Günümüzde Peygamber varisi olma liyakatini hakkıyla taşıyan alimler var mı

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-1

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-1

Sözlükte Cami: Toplayan, bir araya getiren. Terim olarak cami: Cemaati toplayan büyük cami. Cum

İLİM VE ALİM

İLİM VE ALİM

Allah, tarih boyu kitap göndermekle ve peygamber görevlendirmekle bütün insanlığı alim yapmak

İNSAN VE İRADESİ

İNSAN VE İRADESİ

İrade Kelimesinin sözlük anlamı: Dilemek, arzu etmek, tercih etmek, bir hususta karar vermek.

İSLAM ÂLEMİNİNİN HASTALIKLARI

İSLAM ÂLEMİNİNİN HASTALIKLARI

a) Cehalet, İhtilaf, Yoksulluk Evet, İslam âleminin en büyük düşmanı cahillik, ayrılık ve

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

Nefsini kötü vasıflardan temizledikten sonra aşağıdaki güzel vasıflar ile kendini süslemeye

ÖLÜME HAZIRLANILMAZ, HAZIRLIKLI YAŞANIR

ÖLÜME HAZIRLANILMAZ, HAZIRLIKLI YAŞANIR

Ölüme hazırlanılmaz, hazır olunur, hazırlıklı yaşanır. Çünkü ölüm, “hazırlıkları

EVLİYÂDAN SEÇME NASÎHATLER

EVLİYÂDAN SEÇME NASÎHATLER

1. Şeyh Muhyiddin Arabî (kuddise sirruh) buyuruyor ki: a. Kim şeriat terazisini elinden bir an o

Üstünlük ve şeref ancak Allah'ın, Peygamberinin ve mü'minlerindir.

Münâfikûn, 8

GÜNÜN HADİSİ

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."

Ebu Hüreyre

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI