Cevaplar.Org

İLİMSİZ ZİKİR OLMAZ, ALLAH’I BİLMEDEN DE ALİM OLUNMAZ

Zikir, anmak, hatırlamak demektir. Zikrullah ise, Allah’ı anmak, Allah’ı hatırlamaktır. Ne zaman, nerde, nasıl? Her zaman, her yerde ve her pozisyonda. Bu hakikati öğrendiğimiz belli başlı ayetlerden biri şu:


Vehbi Karakaş

vehbikarakas@hotmail.com

2019-04-22 11:38:34

Zikir, anmak, hatırlamak demektir. Zikrullah ise, Allah'ı anmak, Allah'ı hatırlamaktır. Ne zaman, nerde, nasıl? Her zaman, her yerde ve her pozisyonda. Bu hakikati öğrendiğimiz belli başlı ayetlerden biri şu:

اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

"Onlar; ayakta, oturarak ve yanları üzere uzanmışlarken (her vakit) Allah'ı hatırlayıp anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler ve şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Sen bunların hiçbirini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın, bizi cehennem ateşinden koru."(1)

Benzeri ayetlerden biri de şu:

رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

"Onlar öyle kimselerdir ki, ne mal ne de alışveriş onları Allah'ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten ve zekatı vermekten alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak-bullak olacağı günden korkarlar."(2)

Bu ve benzeri ayetlerden(3)aldığımız ilhamla şöyle de diyebiliriz: "Allah unutulmaz ki hatırlansın." Zaten "Ey müminler! Allah'ı çok anın çok"(4)mealindeki ayetin bir anlamı da: "Ey müminler! Allah'ı hiç unutmayın" demektir. Çünkü Allah unutulmaya değil, hep hatırlanmaya layık Zât-ı Ecell ve A'la'dır. Zaten basiret erbabına göre Allah'ın unutulmasına da imkân yoktur. Çünkü görünen ve görünmeyen her şey, Allah diyor, Allah'ı anıyor ve Allah'ı hatırlatıyor. Her şeyin Allah dediği ve Allah'ı hatırlattığı bir alemde insan nasıl Allah'ı unutur?

Aşağıdaki mısraların sahibi kimi niyet ederek söylemiş bilmem, ben onları ezelî, ebedî ve hakiki sevgili için söylenmeye değer bulduğum için buraya alıyorum:

"Hatıralar sarmış dört bir yanımı,
Baktığım her yerde izin duruyor.
Ben seni düşünmek istemesem de
Bana her şey seni hatırlatıyor."(5)

Nefs-i emmare düşünmek istemese de

Her şey ona hep Allah'ı hatırlatıyor.

Bir de Yüce Rabbimizin şöyle bir ihtarı var: "Allah'ı unutanlar gibi olmayın. Ki Allah onlara kendilerini unutturmuştur."(6)

Her şey Allah'ı hatırlattığı halde kim Allah'ı hatırlamıyor ve hatırlamak istemiyorsa, anlayın ki bu insana kendisi, Allah tarafından unutturulmuştur.

Böyle insanlar, hakiki menfaat ve saadetlerinin Allah'ı anmakta, Allah'la beraber olmakta olduğunu bilemezler. Onu fani makamların fani şahsiyetlerine yakın durmakta, dünyevî makam ve mevkilerde, servette, şöhrette aramaya başlarlar. Kudretli görünen acizlere kul olurlar. Menfaatlendiği eli öperler, o eli yaratanı görmezler. "Kurban olam kalem tutan ellere" derler, o elleri yaratanı tanımaz, Ona şükretmezler. Köpeği, ineği, güneşi, Leylayı taparcasına severler. Onları yaratan Mevla'yı ve Ona karşı görevlerini hatırlamazlar. Beş vakit namazı kılmaz, fukaranın hakkı olan zekâtı vermezler. Batıl eğlencelere dalar, günlerini gün ederler. Hesap gününü inkâr ederler. Nihayet, ölüm gelir, onlar, gözlerini Cehennemde açarlar.(7)

ALLAH'I UNUTMUŞLARIN DURUMUNA DÜŞMEMEK İÇİN

Müminler, Allah'ı unutmuşların durumuna düşmesinler diye:

1-Allah, beş vakit namazı onlara farz kılmış ve bu beş vakit namazı 24 saate serpiştirmiştir. Bu serpiştirmenin hikmetlerinden biri de vakit aralarında unutmalar olursa, birbirini takip eden vakitler, aradaki unutma günahına keffaret olsunlar.

2-Beş vakit namazın ikinci ve en önemli faydalarından biri de dünyaya ait bütün mubah işleri ibadete ve zikre dönüştürmesidir. Yani beş vakit namazını kılan bir insanın dürüst alış-verişi, helal yiyip-içmeleri, uykuları ve ailesiyle zaman geçirmeleri hep ibadet ve zikir sayılmakta, namazın bir parçası kabul edilmektedir. Böylece Allah, her an anılmış olmaktadır. Böyle olanlar her an Allah'la beraber, Allah da böyle olanlarla beraberdir. Lutfuyla, yardımıyla, rahmeti ve nimetleriyle, hıfz ve himayesiyle.

Soru:

Yukarda Allah unutulmaz ki hatırlansın, dediniz. Ama efendim öyle ortamlar ve o ortamlarda öyle şeyler, öyle eğlenceler oluyor ki orada Allah anılmaya müsait değil. Buna ne diyeceksiniz?

-Asıl felaket de budur zaten. Bu yıkıcı bir depremden daha büyük bir felakettir. Çünkü depremde ölseniz, imanınız varsa şehit olursunuz. Cennete uçarsınız. Ama, Allah'a isyan edilen bir eğlence ortamında ölseniz, bir de o eğlence ortamının müşterisi, tertipleyicisi, oyuncusu ve asıl figüranlarından birisi iseniz, dünya ve ahiretin müflisi olur, sonunda da ateşten çukurlara düşersiniz.

Yani zikre, Allah'ı anmaya müsait olmayan ortamlar, eğlenceler, şölenler, törenler Allah'ın anılmasına engel olan, Allah'la kulun arasına giren, kulu Allah'tan koparan her şey ve herkes en büyük derttir, en büyük felakettir, en büyük bela ve musibettir. Hadis-i şerifte buyurulmuş ki:

 مَا مِنْ قَوْمٍ يَقُومُونَ مِنْ مَجْلِسٍ لاَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ فِيهِ إِلاَّ قَامُوا عَنْ مِثْلِ جِيفَةِ حِمَارٍ وَكَانَ لَهُمْ حَسْرَةً

"Oturdukları mecliste Allah'ın adını anmadan kalkan bir topluluk, eşek leşi üzerinden kalkmış gibidirler ve bu meclis, onlar için (kıyâmet günü) pişmanlık ve üzüntü olacaktır."(8)

Bir hadiste de şöyle buyrulmuş:

 مَثَلُ الَّذيِ يَذْكُرُ رَبَّـهُ وَالَّذيِ لاَ يَذْكُرُ رَبَّـهُ مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ


"Rabbini zikreden kişi ile Rabbini zikretmeyenin kişinin hali, diri ile ölüye benzer"(9)

Müslim'de de bu hadis, şöyle geçmektedir: "İçerisinde Allah'ın zikredildiği ev ile içerisinde Allah'ın zikredilmediği evin hali, ölü ile dirinin hali gibidir."(10)

Allah, kendisini her an zikreden kullarını anlatırken onların en önemli özelliklerinden birinin de "tefekkür"(11)olduğunu söyler. Tefekkür de ilimsiz olmaz. Öyleyse Allah'ı zikredenler aynı zamanda alim olmalı, alimler de mütefekkir olmalıdır.

ALLAH'A İNANMAYAN BİLİM İNSANI ARIDAN DA AŞAĞI DÜŞER

Allah'ı bilmeden, anmadan yapılan ilim, ilim değildir. Arı bal yapmak için kurgulanmış bir varlıktır. O bal yapar, ama ne yaptığını bilmez. Saat gibi. Saat de vakitleri bildirir, ama o da ne yaptığını bilmez. Arı ne kadar bal yaparsa yapsın, saat ne kadar vakitleri bildirirse bildirsin, bunlar hiçbir zaman alim olamaz ve cehaletten kurtulamazlar. Allah'ı bilmeyen, anmayan bilim insanının arıdan ve saatten farkı yoktur; hatta onlardan da aşağı düşer. İlmiyle, buluşlarıyla insanları faydalandırsa da kendisi cehaletten ve hesaba çekilmekten kurtulamaz. Allah'ı bilmesi gereken tek varlık olmasına rağmen Allah'ı bilmeden yaşarsa aklı onun başına bela olur. Hem dünyada ve hem de ahirette.

Peygamberimiz, Mescid-i Nebevide iki gurup insan görmüştü. Bunlardan biri Kur'an okuyor ve dua ediyorlardı. Yani zikirle meşgul idiler. Diğeri de öğreniyor ve öğretiyorlardı. Yani ilimle meşgul idiler. Peygamberimiz: Bunların hepsi hayır üzere bulunmakta ve iyi iş yapmaktadırlar. Bana gelince ben öğretmen gönderilmişim" dedi ve ilim halkasına oturdu.(12)Çünkü ilim meclisinde zikir de vardır. Ama günümüzde olduğu gibi her zikir meclisinde ilim olmayabiliyor. Halbuki ilim Müslümana farz, cehalet ise Müslümana haramdır.

ZİKİRHANEDE EĞLENCE OLMAZ

Yukarda dedik ki "eğlence ortamında zikir olmaz." Şimdi de "zikirhanede eğlence olmaz," diyorum. Ayet ve hadislerin penceresinden bakınca kâinatı bir zikirhane, bir mabed görmemek mümkün değildir. Canlı-cansız bütün varlıklar zikir ve ibadet halinde. Böyle bir alemde eğlence olur mu? Bir yazımın başlığı şöyleydi:

Kâinat bir dergâh,

Hak mürşit Allah,

Her şey zikirde,

Vallah ve billah!

Her alim, zakir olmalı, her zakir de alim olmalıdır. Peygamberimizin devrinde her Müslüman, hem alim, hem de zakirdi. Onun devrinde cahil zakirler yoktu. Onun devrinde İslam, ruhu, manası ve güzel ahlakıyla yaşıyor ve yaşanıyordu. Günümüzde ise alim olmayan zakirler çoğaldığından ne yazık ki İslam, ruhu, manası ve güzel ahlakıyla yaşamıyor ve yaşanmıyor.

İslam şefkat ve merhametinin yerini terör ve şiddet, İslam adalet ve medeniyetinin yerini zulüm ve vahşet, İslam tevazu ve mahviyetinin yerini tekebbür, gurur ve kibir, İslam ihsan ve isarının yerini cimrilik ve bencillik, İslam hürmet ve muhabbetinin yerini saygısızlık ve sevgisizlik almış bulunmaktadır.

Sözün özü: Yeniden bir asr-ı saadet, bir huzur asrı oluşturmak istiyor muyuz? İstiyoruz. Öyleyse insanımız, gençlerimiz Allah'ı görür gibi yaşayacak, zakirlerimiz alim olacak, alimlerimiz de zakir olacak. Bilginlerimiz, bilimleri ve buluşlarıyla Allah'ın sonsuz kudretini, rahmetini, inayet ve adaletini görecek ve gösterecekler. Gerek zakirler ve gerekse alimler sınıfında haşyet, ihsan, ihlas, takva, ilim ve marifet bulunacak, ümmet ancak böyle selamet ve huzura kavuşacaktır.

Dipnotlar

[1] Al-i İmran, 3/191

[2] Nur, 24/37

[3] Bkz. 39/23, 62/9.

 [4] Ahzab, 33/41

[5] Aşkın Tuna

[6] Haşr, 59/19

[7] Bkz. Müddessir, 74/42-47

[8] Ebu Dâvud, Edep, 40 (4855); Ahmed bin Hanbel, II, 389.

[9] Buhâri, Daavât 66 Bkz. Fethu'l-Bâri (11/203)

[10] Bkz. Müslim, 1/539

[11] Bkz. Al-i İmran, 3/191

[12] Bkz. İbn Mace, Mukaddime, 17

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

TUHFE-İ RAMAZAN (RAMAZAN HEDİYESİ)-2

TUHFE-İ RAMAZAN (RAMAZAN HEDİYESİ)-2

23- Tevrat İbranice bir kelimedir ve şeriat ve hak kelam demektir. İncil de Süryanice bir kelime

TUHFE-İ RAMAZAN (RAMAZAN HEDİYESİ)-1

TUHFE-İ RAMAZAN (RAMAZAN HEDİYESİ)-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, bir bakıma hüzünle geçen bu Ramazan ayımız, belki birçok mümin

TUĞYAN VE TAĞUT

TUĞYAN VE TAĞUT

I-Tuğyan Tuğyan sözlükte; taşma, hiddetlenme ve azma demektir. Terim olarak tuğyan; azgınl

FITIR SADAKASI

FITIR SADAKASI

Ramazan Bayramına kavuşan ve artıcı nitelikte olmasa da temel ihtiyaçları dışında nisap mik

92 MADDE İLE EHL-İ SÜNNET AKÎDESİ

92 MADDE İLE EHL-İ SÜNNET AKÎDESİ

. Allah Teâlâ vardır, birdir, yani şeriki (ortağı) yoktur. 2. Hiç bir şey (ne zatında ne d

ZEKÂT HAKKINDA ON ÜÇ SORUYA CEVAP

ZEKÂT HAKKINDA ON ÜÇ SORUYA CEVAP

Zekât konusuna açıklık getirebilmek için, konuyu soru-cevap şeklinde ele almak faydalı olacak

ŞEYHÜLİSLAM M.SABRİ EFENDİ’NİN BİR TENKİDİNE BİR TAVZİH

ŞEYHÜLİSLAM M.SABRİ EFENDİ’NİN BİR TENKİDİNE BİR TAVZİH

Geçen aylarda, merhum şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin Muhammed Uysal beyefendi tarafından

EN DOĞRU YOL

EN DOĞRU YOL

SORU: Zamanımızda kafa karıştırmak için ortaya atılan fikirlerden bunaldık, bize en doğru

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’E NİÇİN VE NASIL SALAVAT GETİRİLİR?

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’E NİÇİN VE NASIL SALAVAT GETİRİLİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.)’e salâvat getirme hususu bu günlerde tartışma konusu yapılınca bu yaz

EN GEREKLİ TAVSİYELER

EN GEREKLİ TAVSİYELER

SORU: Bize en gerekli tavsiyeleriniz nelerdir? 1. DELİL İLE ALLAH’I TANIMAK Kendi nefsi

KUR’AN’DA FASIK

KUR’AN’DA FASIK

Sözlükte fasık, belli sınırları aşan kişi demektir. Terim olarak fasık, Allah’ın emirle

Al-i İmran,139

"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir."

GÜNÜN HADİSİ

Sahabilerim yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz."

Rezin

TARİHTE BU HAFTA

*Sultan Abdulaziz Han Şehid Edildi.(4 Haziran 1876) *Kırım'ın Fethi(6 Haziran 1475) *Süleymaniye Camii İbadete Açıldı(7 Haziran 1557) *EFENDİMİZ'İN (s.a.v.) DÂR-I BEKA'YA İRTİHALİ(Vefatları)(8 HAZİRAN 632) *Hz.Ebubekir (r.a.)Halife Seçildi(9 Haziran

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI