Cevaplar.Org

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-7

Deccal Görüldüğü gibi Mesih ve asimetrisi Deccal’ın buluşma/kapışma noktası Filistin ve Kudüs civarıdır. Burada farklı bir remiz dahi var. Deccal’ın Hazreti İsa’nın yerine geçmesi gibi keza Filistin ile İsrail janus veya müteşabih ahvaldendir. Deccal’ın tasfiyesiyle insanlık kurtulacağı gibi, İsrail’in ortadan kalkmasıyla da mazlumlar derin bir nefes alacaktır.


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2019-09-30 12:29:33

Deccal

Görüldüğü gibi Mesih ve asimetrisi Deccal'ın buluşma/kapışma noktası Filistin ve Kudüs civarıdır. Burada farklı bir remiz dahi var. Deccal'ın Hazreti İsa'nın yerine geçmesi gibi keza Filistin ile İsrail janus veya müteşabih ahvaldendir. Deccal'ın tasfiyesiyle insanlık kurtulacağı gibi, İsrail'in ortadan kalkmasıyla da mazlumlar derin bir nefes alacaktır. Bugün İsrail dünya sisteminin beynidir. Deccal sistemi küresel olmakla birlikte faaliyet merkezi Filistin olacaktır. Bu sistemin; İsrail-Batı ittifakının tasfiyesi Mesih-Mehdi beraberliğiyle sağlanacaktır. Kudüs ve Şam çevresinde savaşan dindar topluluklar Mehdi ve Mesih'in yardımcısı olacağı gibi buna mukabil İsrail de Deccal'ın dayandığı yapı olacaktır. Deccal sadece sistem veya şahs-ı maneviden ibaret olmayacaktır. Yahudilerin Deccal'a tabi olmaları siyasi sistemine tabi ve dayanak olmaları ve uymalarıyla izah edilebilir. 

*Deccal'ın siyasi sınıfı Yahudiler ise, sosyal sınıfı ise kimi kadınlar olacaktır. Burada remzen 20 ve 21'inci yüzyılın feminist yüzyıl olduğuna bir işaret vardır. 20 ve 21'inci yüzyıla Amazonlar çağı demek de mümkündür.

*Günümüzde Haçlılık, Siyonizm ile Batı çıkarlarının izdivacı haline gelmiştir. Merhum Mısırlı Muhammed Gazali'ye göre, Deccalizmi temsil eden bu bileşkedir. Kutsal olmayan iğreti ittifaktır. Mesih müminleri, tutkunları ile düşmanları bir araya gelmiştir. İşte Deccalizm bu alacalılıktır.

*Hadislerde Deccal'ın aveneleri arasında sosyal grup olarak kadınlar, etnik grup olarak da Yahudiler sayılmaktadır. Bu mutlak değil, sadece odak olma durumudur. Demek ki Deccal'ın asabiyetini odak ve küme olarak kadınlar ve Yahudiler teşkil edecektir. Gerçekten de din ile dinsizlik veya özelde İslam ile karşıtları arasındaki mücadelede kadın ve Yahudilerin öne çıktıklarını görüyoruz. Bu kaderin bir remzi ve sırrıdır.

*Osmanlı'nın yıkılışını izleyen süreçte kurulan cumhuriyetler siyasette peygamberlik yöntemini takip etmek yerine peygamberlik taslaklarına veya yarı ilah taslaklarına sahne olmuştur. Bundan dolayı bunlara cebbarlar veya deccallar denilmiştir. Said Havva bu dönemin cumhuriyet rejimlerinin kurulmasıyla birlikte başladığını ifade etmektedir.

*İsrail bugün birçok âlime göre Deccal koalisyonunu temsil ediyor. Ama kendini Mesih kampında zannediyor. Deccal koalisyonunun diğer ayağında ise kimi Batılı ülkeler yer almaktadır. Batılı ülkelerin Müslüman uyduları da bu Deccal koalisyonunun ortakları arasında sayılabilir. Deccal koalisyonunun çekirdeğinde bugün İsrail ile kimi Batılı ülkeler yer almaktadır. 

*Cengiz Han ile Deccal veya Yecüc ve Mecüc arasında nasıl bir bağ varsa, aslında Samiri ile Deccal arasında da böyle bir köprü var. Samiri, Deccal'ın rol modeli veya bugünkü tabirle arketipidir. Dolayısıyla Samiri'yi kabul edip Deccal'ı reddetmek mantık dışı bir istemdir. 

Devlet

Son zamanlarda gelişmelere göre yeni tabirler üretiliyor. 'Başarısız devlet' tabiri bunlardan birisi. Dibe vuran, çöken, 'başarısız toplumlar' da var. Giderek toplumlar ve aileler başarısız hale geliyor.

Devrim

Sefer değil, zafer' üzerinden gidince bazen doğrularla yanlışları karıştırıyoruz. Karizmatik liderler ruhumuzda dalgalanmalar estiriyor ve eteğimizi rüzgârına kaptırıyoruz. Fransız Devrimi gibi devrimler ve ardından Bolşevik devrimi ve ardından Humeyni'nin devrimi kitleleri etkilemiştir. Kitleleri peşinden sürüklemiştir. Farklı kamplardaki insanları etkilemiştir. Bunun nedeni, insanların somut sonuçlara itibar etmeleri ve sınırları aşan bir biçimde başarılı gördükleri şeyin peşinden gitmeleridir. Almanya'da Hitler, Çin'de Mao ve Rusya'da Lenin milyonlarca kitleyi teshir etmiş ve bu isimler insanlığı felaketten felakete sürüklemiştir. Lakin kitleleri teshir eden cazibeye kapılmamak için de sağlam bir fikir ve duruşa yani iradeye ihtiyaç vardır. Bunu da herkesten beklemek zordur. Meselenin mealini görebilmek için gerçekten de donanımlı olmak ve onun ötesinde sağlam bilgiye sahip olmak gerekir. Mevcut şartlar kötü ve zıt akımlar da itibarsız ise cazibe odağının arkasından sürüklenmemek mümkün değildir. 11 Şubat 1979 tarihinde gerçekleşen İran devriminden sonra Ertuğrul Düzdağ bir gözlemini aktarmıştı. Yaşlı başlı hacı amcaların kitleler halinde İran devrimi lehine nümayişlere katıldığını taaccüple seyrettiğini anlatmıştı.

Diktatör

· Diktatörlerin en önemli vasıflarından birisi seffah olmaktır.

*Katıksız diktatörlerin bazı temel nitelikleri vardır. Bunlardan birisi ahmak olmalarıdır.

*Diktatörlerin vasıflarından birisi de ağızlarında yalanın kurumamasıdır. Ağızları yalanla sürekli olarak yaş halindedir. Müminlerin dilleri zikirden dolayı kurumaz. Diktatörlerin ve uşaklarının ağızları ise yalandan kurumaz.

*Ergün Göze'nin dilimize çevirdiği Diktatörler Yüzyılı kitabının muhtevası hadiste belirtilen cebabire veya melik-i cebriye dönemini anlatmaktadır. Arthur Conte adlı yazar, kitabında 20'nci yüzyılı, diktatörler yüzyılı olarak tasvir etmektedir ki bu tanımı ve teşhisi yerinde ve hakikate uygundur.

Dil(Lisan)

Ha yabancı askerlerin istilası ya yabancı dillerin istilası. Çok bir şey fark ediyor mu? Bu müptelalık bize Frenkmeşrep Genç Osmanlıların veya İttihatçıların bir hediyesidir. Dili arileştirmek isteseler, yabancı dillere geçit vermek istemeseler de konumları gereği buna hizmet ettiler. 

Diyobendiler(Hintli Ehl-i Sünnet okul)

*Diyobendiler Hindistan'da ve Pakistan'da iki ateş arasında kalmış vaziyettedirler. Bir yanda ehl-i hadis'in saldırıları, diğer yanda da Hanefilik dairesindeki hasımları ve muarızları Brelviler. Brelviler Diyobendi ileri gelenlerini tekfire kadar varan saldırılarda bulunurken, ehl-i hadis de onların kökenlerinin bir olduğunu ileri sürüyor ve onlara, ' yok birbirinden farkları' şeklinde yaklaşıyor.

Diyobendiler bir bütün olarak selefilik veya vehhabiliğin rumuz ve şuyuhu mesabesindeki İbni Teymiyye ve onun talebesi İbnü'l Kayyim el Cevziyye'den sahalarını istibra ediyorlar. Buna mukabil vahdet-i vücud meşrebinin ileri gelenlerinden Muhyiddin Arabi'yi benimsiyorlar. Muhammed Bin Abdulvehhab'dan fersah fersah uzaklar. Hatta onu ehl-i sünnet Müslümanlara karşı savaş açtı diye her fırsatta yeriyorlar. Hadise ehemmiyet vermekle birlikte bu mezhebi bağlantılarını aşındırmıyor. Bundan dolayı selefiler, Diyobendileri mezhebi görüşlerini teyid maksadıyla hadis ve Kur'an-ı kullanmak ve maniple etmekle itham ediyorlar. Diyobendilerin arasından Enver Şah Keşmiri, Müftü Muhammed Şefi gibi hadis otoriteleri çıkmıştır. Selefiler bile onların hadiste otorite olduklarını inkâr edemiyorlar. Zira bu hakikat, güneş gibi aşikar. Ama hadise bakış usulünde birbirinden ayrılıyorlar. Selefiler kendilerini Kur'an ve sünnet karşısında mutlak görürken Diyobendiler mukayyet görüyorlar. 'Baş başa bağlı, baş da Kur'an ve hadise bağlı' diyorlar.

*Hanefi mezhebinin hadis alanındaki kaynaklarına işaret eden İlau's-Sünen yazarı Zafer Ahmed Osmanî de bunlardan bir diğeridir. Diyobendilerin selefi olmaları bir yana, şarkta selefiliğin ve vehhabiliğin tartışmasız en büyük hasmı kabul edilen ve İbni Teymiyye'nin çağdaş en büyük muarızı olan Düzceli Muhammed Zahid el Kevseri'yi imamları kabul ediyorlar. Bundan dolayı selefiler, Diyobendileri Kevseri'ye mal ve nisbet ediyorlar. Aynı ekolden Enver Şah Keşmiri de, Feyzü'l Bari adlı eserinde İbni Teymiyye'nin kelam bahsinde teşbihe yakın bir yerde durduğunu söyler.

Selefiler, kendilerini ehl-i tecdit olarak görürken, Diyobendileri ehl-i cumud ve donuklar zümresi olarak nitelendirirler.

*Karşılıklı suçlamalardan biri de Diyobendilerin, Vehhabileri Hazreti Peygambere saygısızlıkla suçlamalarıdır. Diyobendiler keşif ve mükaşafe ve tevessüle inanırlar. Bu yönüyle Selefilerden ayrılmaktadırlar. Dolayısıyla Vehhabilere göre, Diyobendiler ehl-i bidat, Brelvilere göre de vehhabi. Diyobendiler de bu yakıştırmalardan dolayı dün bugün şekva halindedirler (Bak : Ed-Diyobendiyye: Tarihuha ve Akaiduha: Seyyid Taliburrahman, Daru'l Kitabi Ve's-Sünneti-Karaçi, Sh: 23). Tasavvufla şeriatın mezcedilmesini savunan Diyobendiliğin anlayışında üç temel vardır: Ebu Hanife'yi taklid, tasavvuf ilimleriyle birlikte hadise tabi olmak. İbni Arabi'ye musahabet ve muhabbetleri selefilerin muhalefetlerini celbeder.

*Diyobendiler mezhep bağlılığı çerçevesinde Kur'an ve sünnete daha yakın iken muhalif ekol Brelviler ise hurafeye daha yakın ve yatkın bulunuyorlar. Brelvilerin bir özellikleri daha cedelci ve polemikçi olmalarıdır..

Emeviler

*Emevilerin istibdadı meşrulaştırmak için kaderi cebriye olarak yorumladığı ileri sürülür. Özellikle de Ahmet Emin Emevilere cebriye anlayışını maleder. Böylece kendi kusurlarını Allah'a havale etmiş olurlar.

Emirü'l Müminin

İslam dünyasında vech-i hakka istinat etmeden iki hanedanlık kendisini 'emirü'l müminin' sıfatına layık görmektedir. Bunlardan birisi Fas Kraliyetidir ve Fas Kralı İkinci Hasan ve oğlu Altıncı Muhammed kendilerine 'emiri'l müminin' sıfatı yakıştırmaktadırlar. Bununla birlikte merhum Şeyh Abdusselam Yasin ve El Adlu Ve'l İhsan Cemaati gibi cemaatler buna karşı çıkmakta ve kraliyetin İslami bir sistem olmadığını ve İslamın ruhunu en fazla cumhuriyet rejiminin temsil ettiğini savunmaktadırlar. 

Suriye'de rejim kendisinin ulu'l emr olduğunu iddia etse de bu, iddia düzeyinde kalmaktadır. Bunun dışında rejim kendisinin emiri'l müminin olduğu iddiasında bulunmamaktadır. Bununla birlikte Muhammed Said Ramazan el Buti rejimi sadece ulu'l emr olarak anmamakta aynı zamanda ona 'emiri'l müminin' sıfatı yakıştırmaktadır (http://www.al-aman.com/ subpage. asp? cid=17526).

Endonezya

Bir zamanlar Suharto zamanında Endonezya da Wolfowitz gibileri cezp ediyordu. Onların nazarında Endonezya ve Türkiye model ülke idi. Laiklik meselesinde her iki ülke de aşılamaz mesafeler almışlardı. 1997 krizlerinde Türkiye ve Endonezya modelleri sarpa sarmıştı. Erbakan ile Suharto sırt sırta vermişler bu da model olma konumuna zarar vermişti. Endonezya ekonomik bir yıkımla ile karşı karşıya kaldı ve Batı ile ilişkileri nispeten geriledi. Endonezya'ya kök söktürdüler ve sonuç olarak Doğu Timor'u da ondan kopardılar. Ellerinden gelse bizden de KKTC'yi de koparacaklar, AB üzerinden Yunanistan'a yamayacaklar veya katacaklar.

Ermeni Soykırımı

Ermeni soykırımı gerçekten değil algı ve yorumdan ibaret..

Ezher

Muhammed Zahid Kevseri, Şiilerin tarih boyunca Ezher'de gözleri olduğuna temas etmiştir.

* Mısırlı allame Hasan Eyyüb, Ezher'de çoktandır hayır kalmadığını söylemiştir (Şa'b gazetesi 24 Aralık 2013) Adeta dini ilimlerinden ziyade din mühendisliği öğreten bir kurum ve yapı haline gelmiştir. Ötekilerin durumu da ondan daha iyi değil. Elbette bozulmanın evreleri ve aşamaları var. Mısır'da Ezher'le ilgili en büyük bozulma evrelerinden birisi Mehmet Ali Paşa dönemidir. Ardından da en büyük reformların yapıldığı ve ulemanın kapı kulu haline getirildiği Nasır dönemini sayabiliriz. 200 yıl içinde Mısır tarihinde en büyük kırılmalar bu iki dönemde yaşanmıştır. Nasır otonom ve özerk yapıları yerle bir etmiştir. Mehmet Ali Paşa ulemayı, vakıflarını müsadere ederek midesinden bağlamıştır. Nasır bunun yanına bir de şiddeti eklemiştir. 

*Ezher, Haseneyn Heykel'in çığırını tamamlıyor. Mürsi aleyhinde sokaklara inilmesini meşru addeden, lakin Sisi karşısında aynısını yapmayı yasaklayan Ezher, yine çifte standarda imza atmış bulunuyor. Bundan dolayı bihakkın 'ılımlı İslam' modelini temsil ediyor. Tam da Amerikalıların istediği türden. Bundan dolayı Afganistan ve sair yerlerde şubeleri açılıyor. Neden olmasın? Daha iyisini mi bulacaklar?

*Sibai'den önce de Muhammed Zahid el Kevseri, Şiilerin ve İsmaili Bohra taifesinin Ezher'i ve Mısır'ı yeniden ele geçirmek istediklerini yazmıştır. Günümüzde Mecelletü'l Ezher'in yayın yönetmenliğini yapan Muhammed İmare de Zahid el Kevseri ve Sibai ile aynı kanaati paylaşmaktadır. Şiilerin yeniden Mısır ve Ezher'i ele geçirmek istediklerini söyler.

*Nasır da Mehmet Ali Paşa'nın izinden giderek aynısını yapmıştır. Nasır sadece Müslüman Kardeşlere değil aynı zamanda Ezher'e de savaş açmıştır. Mısır'ın iki küresel gücünden birisi Müslüman Kardeşler diğeri de Ezher'dir. Nil ile birlikte Mısır'a hayat veren unsurlar bunlardır. 1952 yılında kalkıştığı darbenin ardından ilk iş olarak Ezher'in vakıflarına el koymuş, emlakını müsadere etmiştir. 1963 yılında 103 sayılı kanunla birlikte de Ezher'in idari bağımsızlığına son vermiştir. Bu kanunla birlikte Ezher şeyhi, vekili ve dekanların atanması cumhurbaşkanlığı uhdesine verilmiştir. Böylece Ezher rejimin kurumlarından birisi haline gelmiştir. Mürsi ise yapıyı normale ve olması gerekene çevirmek istediğinde ise Ezher hocalarının direnişiyle karşılaşmıştır. Bu nedenle de kurumun Necip ile Nasır arasındaki çekişmede Nasır lehine fetva vermesi şaşırtıcı değildir. Ezher'i yöneticilerin paspası haline getirmiştir. Ezher hocaları 1954 yılında Necip karşısında Nasır'a destek vermeleri gibi, 2013 yılında da Sisi ile Mürsi çekişmesinde de Sisi'den yana tavır koymuşlardır. Mürsi aleyhine gösterilere cevaz verirken, bunu özgürlük alanına sokarken Sisi aleyhinde gösterileri fitne kapsamına sokmuştur.

*Ezher zamanla rejimin dini noteri haline gelmiştir. Nitekim, 1979 yılında Sedat Çamp David anlaşmasını imzalayınca Ezher'i de yanına almıştır. Abdurrahman Bisar gibi Ezher şeyhleri hemen bu antlaşmayı tasdik etmişler, İslam ve Müslümanlar adına onay vermişlerdir. Hâlbuki ümmetin geneli bu anlaşmaya karşı çıkmıştır.

*Ezher, Fatıma-i Zehra'nın Kahire'deki camiye (Camiü'l Ezher) izdüşümünden ibarettir. Kahire İsmaili ve Şii mefkûresinde Bağdat'a karşı kurulmuş ve Bağdat'ı kahredeceği umulan şehirdir. Şehrin adında bile Sünnilere karşı kin yansıması görülüyor. Ezher, Fatimiler döneminde en büyük Şii propaganda merkezi olarak tasarlanmıştır. Kurulalı bin küsur yıl olmuştur. Hicri olarak yapımına 359 tarihinde başlanmış ve 361 tarihinde ise ikmal edilmiştir. Miladi olarak 970 tarihinde başlatılan inşaatı iki yıl sonra 972 tarihinde bitirilmiştir. O günden itibaren Şiilik propaganda merkezi haline gelmiştir. Bu süreç, Salahaddin Eyyübi'nin Mısır'ı ele geçirmesine ve resmi olarak mezhebini Şiilikten ve İsmaililikten Sünniliğe çevirmesiyle birlikte inkıtaya uğramıştır. Eyyübiler döneminde Ezher kapatılmış ve faaliyetleri askıya alınmıştır. Bilahare Kölemenler döneminde; Ezher yeni bir misyonla Sünniliğe hizmet edecek şekilde tasarlanmış, dönüştürülmüş ve yeni hali üzerine hizmete sokulmuştur. Kısaca Ezher, Fatimilerin Mısır'a hükmettikleri 200 yıl boyunca Şiiliğin hizmetinde olmuş ve propaganda merkezi olarak hizmet vermiştir. Salahaddin Eyyübi, Mısır'ı ele geçirdikten sonra 1171 tarihinde bu yapıyı kapatmış ve yüz yıl boyunca da kapalı kalmıştır. Şiilik tehlikesi atlatıldıktan sonra kurum kapılarını bu defa Sünni talebelere açmıştır. Şiilik propagandası olarak hizmet verdiği dönemde İsmaili kadılarından ve baş kadı ( kadı'l kudat) Ali Bin Numan burada babasının Şii mezhebine göre kaleme almış olduğu El İktisar kitabına yazdığı şerh olan el Muhtasar'ı okutmuştur. İsmaililik batini bir Şii mezhebi olarak Aziz Billah, Yakup Bin Kils ve Cündü'l Fadl döneminde inkişaf etmiştir. Bu dönemde Ezher de dâhil olmak üzere camilerin minberlerinde üç halifeye lanetler okunmuştur ( Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman ridvanullahi aleyhim ecmain).

*Merhum Muhammed Zahid el Kevseri Şiilerin Ezher'e sızma girişimlerinden bahseder. El Keydü Lil İslam( el iber abre't tarih) adlı küçük hacimli kitabında bu hususa dikkat çeker. Bohre taifesinin girişimlerini de ele alır. Gerçekten de İsna Aşeriyye ve İsmailiye'den Bohra taifesi gibi Şii gruplar Ezher'e yeniden sızarak bu kurumu ele geçirme hayalleri kurmuşlardır.

*Mısır'ın Takrip kurumunun merkezi olduğu dönemde İran parasıyla Ezherli hocaların zimmeti ele geçirilmeye; en azından teşeyyü dalgasına karşı yumuşatılmaya çalışılmışlardır. Sünniler, Müslümanların ittihadı sevdası ve rüyasıyla birlikte bu meselenin tehlikesinin pek farkına varamamışlardır. Ortak dil ve yanlara vurgu yapılmıştır. Kimisi iyi niyetinden kimisi de akçeli ilişkilerden dolayı sızmalara karşı tedbirli ve müteyakkız olamamıştır.

*Bununla birlikte Ezher'e sızma girişimleri devam etmiştir. Bu defa da İsmaili mezhebinden gelen Bohra taifesi Ezher'e sızmaya ve Fatimilerden kalma (kutsal) emanetlere para gücüyle yeniden sahip olmaya çalışmıştır. Hindistan ve Pakistan ile derin ilişkileri olan ve Sedat'a yakınlığıyla bilinen vakıflar bakanlarından Abdülmünim Nimr teşeyyü tehlikesine dikkat çeken Ezherli isimlerden birisidir. Özellikle Hür Subaylar darbesinden sonra Ezher'de Şiiliğe karşı bir kırılma ve temayül olmuştur. Elbette bunun öncesi; Faruk dönemine kadar uzanan bir damarı da var.

*Ezher Şiilik dalgaları karşısında büyük bir kırılma yaşıyor. Ezherli karilerden Ferecullah Şazeli ismindeki zat ortaya çıkan görüntülerden birisinde Irak'taki mescitlerden birisinde Şii tarzı ezan okurken tespit ediliyor. Bu görüntülerdeki konuşmalarında Şii muhataplarına Mehdi'nin zuhuruna hazırlık için Mısır'da çalışacağına söz veriyor!

*Bu tehlikenin çapını en iyi izah eden hususlardan birisi Mısır Vakıflar Bakan Yardımcısı Şeyh Sabri Übade'nin canlı yayında akan gözyaşlarıdır. Gözyaşları içinde Şiilerin derdinin dine hizmet değil Mısır'ı teslim almak olduğunu söylüyor. Onun gözyaşları sözün bittiği noktaya işaret ediyor.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-9

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-9

Fransa Fransa’da yasaklar Yahudileri korumak, Müslümanları ise cezalandırmak için vardır.

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-8

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-8

Fatıma Mushafı Bu efsanelerden ikisi kayıptır, bu kayıplardan birisi Mushaf-ı Fatıma’dır.

İSLAMİYET, CAMİLERE VE TÜRBELERE HAPSOLACAK MÜNZEVİLER DİNİ DEĞİLDİR.

İSLAMİYET, CAMİLERE VE TÜRBELERE HAPSOLACAK MÜNZEVİLER DİNİ DEĞİLDİR.

1-Camiler ilim merkezleri olmalıdır. Camiler, sadece namaz kılınan kurumlar değil, aynı zaman

DEPREMDEN DEĞİL, DEPREMİN DİZGİNLERİ ELİNDE OLANDAN KORKALIM!

DEPREMDEN DEĞİL, DEPREMİN DİZGİNLERİ ELİNDE OLANDAN KORKALIM!

Her deprem sonrası deprem uzmanı ve yer bilimci hocalara mikrofonlar uzatılır, bilgiler alınır

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-7

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-7

Deccal Görüldüğü gibi Mesih ve asimetrisi Deccal’ın buluşma/kapışma noktası Filistin ve

BİR YILDIZ POPÇUNUN KONSERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

BİR YILDIZ POPÇUNUN KONSERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Duydum ki ünlü bir pop şarkıcısı Antalya’da bir konser vermiş. 49 yaşındaki bu popçu sah

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-6

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-6

Cezayir *Cezayir’de Arap Baharı yaşanmadı peki ya sonuç? 77 yaşında tekerlekli sandalyeye m

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-5

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-5

Bâtınilik • Bâtınilik mugalâta ve kandırmaca üzerine kuruludur. Kısaca insanlardan akıll

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-4

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-4

Ayasofya *Ayasofya’nın açılması, ezanın aslı suretine çevrilmesinden sonra ikinci adım ol

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-3

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-3

Akademisyenler Son sıralarda dava adamlarından ziyade bilim adamları ün saldı ve makbul oldu

DEPREMLERİ NASIL OKUMALIYIZ?

DEPREMLERİ NASIL OKUMALIYIZ?

Sakarya Üniversitesi, 17 Ağustos 1999 depreminin 10. Yılı münasebetiyle bir panel düzenlemişt

Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer.

Enfal,2

GÜNÜN HADİSİ

"Haramla beslenmiş vücut cennete giremez."

Taberânî.

TARİHTE BU HAFTA

*Nizamü'l-Mülk'ün Şehadeti(14 Ekim 1092) *II.Kosova Zaferi(17 Ekim 1448) *Gedik Ahmed Paşa'nın Vefatı(18 Ekim 1482)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI