Cevaplar.Org

NÜKTELER-4

Sütten nehirler O Rezzâk-ı Zülcelâl’in her gün insanî validelerden tâ koyunlara ve kedilere kadar bütün memeli hayvanlar kanalıyla bu dünya yüzüne akıttığı sütleri bir araya toplasanız birçok büyük nehirler meydana gelir. Cennetteki süt ırmaklarını aklına sığıştıramayanlar her gün yeryüzünde akan bu ve benzeri binlerce nehire hiç nazar etmiyorlar mı?


Mehmed Kırkıncı

.

2019-11-21 10:20:55

CENNET

Sütten nehirler

O Rezzâk-ı Zülcelâl'in her gün insanî validelerden tâ koyunlara ve kedilere kadar bütün memeli hayvanlar kanalıyla bu dünya yüzüne akıttığı sütleri bir araya toplasanız birçok büyük nehirler meydana gelir.

Cennetteki süt ırmaklarını aklına sığıştıramayanlar her gün yeryüzünde akan bu ve benzeri binlerce nehire hiç nazar etmiyorlar mı?

Sohbetteki lezzet

Sultan Fatih'in kendisi sarayın bir odasında, ziyafet sofrası da diğer bir odasında bulunsa; elbette ki yemek sofrasındaki tad yerine padişahla sohbetteki tad ve lezzete talip olacağız.

İşte, başta Peygamber Efendimiz (S.A.V.) olmak üzere bütün Peygamberler (A.S.), sahabe-i kiram ve diğer nuranî zatlar da Cennette sohbet meclisleri teşkil edecekler ve Cennet ehline hayretengiz hakikatlardan ve hadiselerden bahsedeceklerdir. Cennetteki maddî lezzetlerin bu sohbetler yanında çok küçük kalacağı yukarıdaki misâlden bedahetle anlaşılmaktadır.

Gerçek istikbal

Gerçek istikbâl, gelip, fakat gitmeyen istikbâldir, O da ancak âhirettir, Cennettir. Dünyevî istikbâller ise, kendisine kavuşulduğunda hal, bilâhare mazi olup gidiyorlar.

Elde kalan

Ders mütalâasında yazılıp yırtılan kâğıtlar veya kara tahtada yazılıp silinen cümleler zamanla insanın dimağında bir ilim teşekkülüne sebep oluyorlar. Aynı şekilde, yapılan ibadetler de birikerek, insanı ruhen terakki ettiriyor ve ona Cennete liyakat kazandırıyorlar.

Diğer taraftan, bir lise mezunu on sene tıp ilmiyle alâkadar oluyor. Bu bilgiler o şahsın dimağına akıp onu doktorluk sahasında mütehassıs ediyor. Demek ki mânâların akıp birikmesiyle bir şeyler teşekkül edebilmekte.

Bütün hayırların Cennete, bütün şerlerin ise Cehenneme akmasına bu misâl ile bir derece bakılabilir.

Hazır bulduk

İnsan dünyaya geldiği zaman pilâvı pişmiş ve kaşığı içindeydi. Yani, kâinat onun istifadesine hazırdı. Öldüğü zaman da pilâvını pişmiş ve kaşığını içinde bulacak. Yani, hazır bir Cennete kavuşacak. Şu şartla ki, yolda ifsad şebekelerine kapılmasın.

Bizlere Hazırlanan Sofralar

Allahu Teâlâ, biz daha doğmadan, lûtuf ve keremiyle, bizlere şefkatli si­neler ve o sinelerde süt çeşmeleri hazırlamıştır. Dünyaya geldiğimizde latif, nâzif, nezih ve leziz sütü o çeşmelerden bizlere akıtmıştır. Keza, dünya sa­hifesi kapanıp ahiret sahifesi açılmadan da bizlere hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbin tahattur etmediği, taşı ve topra­ğıyla hayattar, hurilerle müzeyyen bir dâr-ı saadet hazırlamıştır. O saadet yeri elan hazırdır ve bizleri beklemektedir.

Cennete lâyık bir kıymet almak

İlkokul, ortaokul ve liseyi müteakip tıp fakültesine giren ve oradaki tahsilini de tamamlayan bir talebe, artık doktor olmaya liyâkat kazanmış demektir. Tıp fakültesinden mezun olan bir talebe ile, kendisiyle aynı yaşta ve fakat hiç tahsil görmemiş diğer bir şahıs arasında ilk nazarda herhangi bir fark görülmemektedir. Fakat hakikatta, fakülte mezunu olan şahıs, yıllarca tıp sahasında amel etmiş, deneyler yapmış, okumuş, yazmış ve zamanını doktorluğa liyâkat için harcamıştır. Diğer şahıs ise, zamanını tıbba ait olmayan şeylerle geçirmiş, doktorlukla ilgili ilim tahsil etmemiş ve amel işlememiştir. Neticede otuz yaşına girdiği halde, bu sahada bir adım dahi atamamıştır.

Rahmân ve Rahîm olan Cenâb-ı Hak, bir insanın Cennete lâyık olabilmesi için hangi fakültede okuması, neleri bilmesi, ne gibi ameller işlemesi ve hangi işlerden sakınması gerektiğini bizlere bildirmiştir. Bu fakülte İslâmiyet'tir ve bu fakülteye kayıt olabilmenin şartı imân, sınıf geçebilmenin icabı ise ibadettir.

İnsan, namaz kılmakla, dersine çalışmış talebe gibi oluyor. Ders çalışan bir talebe, dersini bitirdiği zaman eline maddeten bir şey geçmiş değildir, fakat mânen bilgisine yeni şeyler ilâve etmiş olması cihetiyle, gayesine bir adım daha yaklaşmış ve tahsilinin neticesi ve maksudu olan makama liyâkat kesbetme hususunda bir derece daha kazanmıştır.

Namaz kıldığı halde dünyevî işlerinin iyi gitmemesine hayret eden veya namazı böyle bir gaye için kılan kimse namazı anlamamış demektir. Bir talebe mezun oluncaya kadar maaş beklemez, ücret mezuniyetten sonradır. Bu dünya bizim için bir imtihan salonudur. Bu salondan ölüm ile ayrılacak, mükâfat veya ceza menziline doğru yol alacağız.

Cennete girmenin bir lûtuf olduğu

Cenâb-ı Hak, Peygamber-i Zişân'ı ve Kur'ân-ı Hakîm'iyle bizlere kendi rızasının nasıl tahsil edileceğini ve ebedî saadetin ne tarzda istenileceğini bildirmiş bulunuyor. Bu âdaba uymakla, meselâ; namaz kılmakla, oruç tutmakla veya doğru söylemekle ve hâkezâ... hangi taşı hangi taş üzerine koyuyoruz ki, neticede kendimize bir Cennet inşa etmiş olalım.

İstemeyi öğreten de, Cenneti ihsan eden de o Sultan-ı Sermedî olduğuna göre, bizlerin Cennet kazanmaktan bahsetmemiz kâbil değildir. Meselâ; bir padişah, raiyetine, şu tarzda isteyenlere şu kadar ihsanda bulunacağım şeklinde bir ilânatta bulunsa, istenen tarzda münasip olarak talepte bulunanlar söz konusu lûtfa mazhar oldukları zaman, o hediyeleri kendilerinin alınlarının teri olarak kazandıklarından bahsedebilirler mi? Elbetteki bahsedemezler.

Bizim de Kur'ân-ı Azîmüşşân'da bahsedilen âdaba uymamız bundan farklı olmadığı gibi, Cennet de mahz-ı lûtuftan başka bir şey değildir.

Cennetin sırf lûtuf oluşu

Cennetin sırf lütuf olduğunun bir delili de şudur: İnsanlar günün yirmidört saatini dünyaya sarf ettikleri halde, maişetlerini ancak tedarik edebiliyorlar. Ekseri insanlar borçlu, pek az kimse de cüz'î bir servet bırakarak bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Bu insanlar günde bir saat ibadetle Cenneti nasıl bihakkın kazanabilirler?

Bir padişahın, raiyyetine; Eğer şu saatte şu meydana gelirseniz, her birinize onar altın vereceğim, şeklinde bir haber ulaştırdığını farzediniz. Bu takdirde istenen yere giderek padişahın lûtfuna mazhar olan kimseler, on altın kazandıklarını iddia edebilirler mi? Bizim yaptığımız bütün ibadetler de bu mesabededir. Günde beş defa Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda O'na tâzim ve kulluk vazifemizi ifa etmek, senede bir ay oruç tutmakla ilh... Cennetin kazanılamayacağı zahirdir.

Ceset-ruh beraberliği

Bir insanın rüyada binlerce sarayı olması mı, yoksa uyanık âlemde bir gecekonduya sahip olması mı daha iyidir? Veya, bir insanın rüyada her nev'i yemeklerden istediği kadar yemesi mi, yoksa uyanık iken bir kap yemek yemesi mi kendisi hakkında daha hayırlıdır? Ve nihayet, bir insanın ölmüş dedesiyle rüyada bol bol sohbet etmesi mi, yoksa onunla farazâ, uyanık âlemde bir dakika görüşüp konuşması mı daha sevindiricidir? Elbetteki bu ikinci hususlar, birincilerle kabil-i kıyas değildir.

Bu fâni dünyada dahi lezzetin kemâline ancak cesed-ruh beraberliğiyle erişildiği ve rüyada sadece ruhen alınan zevkler, uyanık âlemdekine nisbetle çok nakıs kaldığı halde, bazı kimseler nasıl oluyor da ebedî Cennetten sadece ruhen istifade edileceğine ihtimal verebiliyorlar.

Bu tevehhümün hakikat olması halinde, gerek nimetlerden lezzet alma hususunda ve gerekse esmâ ve sıfat-ı İlâhîye'ye âyinedarlık şerefine mazhariyet noktasında bu dünyadaki insanın, Cennettekinden çok daha üstün olması lâzım gelir.

Bir imtihan meydanı ve âhiretin bir mezrası olan bu dünyayı, âhiretin çok fevkine çıkaran bu düşüncenin sahipleri bu zâhir hakikatı maalesef anlayamamışlardır.
Bizleri bu dünyada ruh-cesed beraberliğiyle halkeden Hâlik-ı Zülkemâl, o nihayetsiz kudretiyle elbetteki bizleri âhirette yeniden halkedecektir. Ancak bu bedihî mes'eleyi istib'âd eden kimseler, yukarıda izah edilen tevehhüme ihtimal verebiliyorlar. Bunların ilmen ve aklen isbatı Onuncu ve Yirmidokuzuncu Sözler'dir.

Yetmiş libas

Hurilerin giydikleri yetmiş kat libasın birbirine perde olmamasının bazı cüz'î misâllerini bu dünyada da görebiliyoruz. Şöyle ki:
Bir elmanın rengi, tadı, kokusu ve vitamini onun ayrı ayrı güzellikleri olup, her biri ayrı bir libasa teşbih edilirse, bu libasların birbirine perde olmadıkları görülür.
Diğer taraftan, güneşi de değişik renklerde yedi libas giymiş bir huriye teşbih edebiliriz. Bu libaslar da birbirine mâni olmamaktadır

Yapacağımız tek şey

Bir tavus kuşu, yumurtaları üzerinde muayyen bir müddet kuluçkaya yattıktan sonra, yumurtalar tavusa inkılâb ediyor. Kuluçkaya yatan bu kuş, yumurtaların tavusa inkılâbı fiilinde hiçbir tesire sahip olmamakla beraber, Sâni-i Hakîm bu neticenin husulüne kuluçkayı şart-ı âdi yaptığından, bu iş yapılmayınca tavuslar meydana gelmiyor.

Şimdi, bir yumurtayı şuur sahibi farzederek, ona tavus kuşunu gösteriniz ve kuluçkada bir müddet kaldıktan sonra böyle bir kuş olacağından bahsediniz. O yumurta, bu büyük işi kendisinin yaptığını tevehhüm ederek, mes'eleyi aklına sığdıramayacak, kendisinin ne gözü, ne ağzı, ne ayakları ve ne de kanatları olmadığını düşünerek bu keyfiyette bir kuşa inkılâb edip, uçmayı tahayyül dahi edemeyecektir.

Halbuki yumurta bu acîb hale kendisi gelmeyecek, belki Cenâb-ı Hak lûtfuyla ona bu keyfiyeti kazandıracaktır. Onun yapacağı tek şey o Hakîm-i Ezelî'nin kanununa riayet etmek, kuluçkada oturmak ve sağ veya sola inhiraf etmemektir.
İşte mezkûr yumurtanın tavus kuşu olması misâli, insan da ehl-i Cennet olmayı kendisi kazanacak değildir. Misâlden de anlaşılacağı gibi, Cennet bir başka âlem ve oradaki insan ise bu dünyadakinden çok daha farklı bir insandır. Yani, biri yumurta ise, diğeri tavus veya biri çekirdekse, diğeri ağaçtır.

Bu hârika keyfiyete kavuşmak bizim iktidarımız ve ihtiyârımızın çok fevkindedir. Bizim yapacağımız tek şey, Peygamber Efendimiz'in (S.A.V.) inayet-i İlâhiyye ile iki cihanı istiab eden hidâyet ve şefkat kanatlarının himayesinde, bu ömrümüzü kâinat mescid-i kebirinde evâmir-i İlâhiyye ve sünnet-i seniyye'nin düsturları tahtında geçirmektir.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

NÜKTELER-6

NÜKTELER-6

Hayatın Kıymeti Ve Gayesi Hayatının son dakikalarını yaşadığını bilen bir kimseye, büt

MÜNKERİ DEĞİŞTİRMEK

MÜNKERİ DEĞİŞTİRMEK

Soru: “Sizden kim bir münkeri görürse onu eliyle değiştirsin…” hadisindeki emir kipi, vuc

NÜKTELER-5

NÜKTELER-5

CÜZ’İ İRADE(İNSAN İRADESİ) İrade sahiplerinin şerefi Farz-ı muhal olarak, Cenâb-ı Hak

YA HAYIR KONUŞ YA SUS

YA HAYIR KONUŞ YA SUS

Soru: Peygamber Efendimizin “ya hayır konuşsun ya da sussun” sözünün anlamı nedir?

SELEF-İ SALİHİNİN CUMA NAMAZINA VERDİĞİ ÖNEM

SELEF-İ SALİHİNİN CUMA NAMAZINA VERDİĞİ ÖNEM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, bilindiği gibi Cuma günü müminlerin katında diğer günlerden üst

NÜKTELER-4

NÜKTELER-4

Sütten nehirler O Rezzâk-ı Zülcelâl’in her gün insanî validelerden tâ koyunlara ve kedile

NÜKTELER-3

NÜKTELER-3

Takip edilecek yol Aklen hareket etmek isteyen bir kimsenin takip edeceği yol, Hâlik-ı Kâinat

İSLAM DAVETİNİ HİÇ DUYMAMIŞ KİŞİNİN DURUMU

İSLAM DAVETİNİ HİÇ DUYMAMIŞ KİŞİNİN DURUMU

Bütün hayatını İslam davetinden habersiz bir şekilde, bir dağın başında geçiren insanın,

EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT KİMLERDİR?

EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT KİMLERDİR?

Soru-2: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır…” hadisindeki ‘ümmet’ten kastedile

NÜKTELER-2

NÜKTELER-2

Haşr-i cismanî üzerine Geçmiş asırlarda her gün, faraza, yirmibin insan dünyaya geliyorsa,

DEİST VE ATEİST OLANLAR, HİRİSTİYAN VE YAHUDİLER İYİLİK YAPSALAR DA MI CENNETE GİREMEYECEKLER?

DEİST VE ATEİST OLANLAR, HİRİSTİYAN VE YAHUDİLER İYİLİK YAPSALAR DA MI CENNETE GİREMEYECEKLER?

Sosyal medyada bir videoya rastladım. Doğru düşünen, doğru inanan ama doğruları yanlış sö

SİTE HARİTASI