Cevaplar.Org

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

Bakara:163; Dâbbe lafzı hem sürüngenleri, hem insanları, hem de hayvanları kapsar. Ata b. Ebi Rabah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Medine'de "Sizin ilâhınız tek ilâhtır" âyeti nazil olunca Mekke'deki Kureyş kâfirleri: “Bir ilâh bu insanlara nasıl yetecek?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah Bakara 163. âyetini indirdi...


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2022-08-01 09:20:45

*Bakara:163; Dâbbe lafzı hem sürüngenleri, hem insanları, hem de hayvanları kapsar. Ata b. Ebi Rabah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Medine'de "Sizin ilâhınız tek ilâhtır" âyeti nazil olunca Mekke'deki Kureyş kâfirleri: "Bir ilâh bu insanlara nasıl yetecek?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah Bakara 163. âyetini indirdi...

*Bakara: 164: Ka'bu'l-Ahbar şöyle der: "Bulutlar yağmurların kalburladır. Bulutlar olmasa, yağmur düştüğü yeri harap eder.(el-Bahru'l-Muhît, 1/476) Bu ayette geçen hava nimeti, rüzgarın esmesi nimeti için merhum Sabuni diyor ki; "Hava, latif bir cisimdir. Buna rağmen o derecede kuvvetlidir ki kayaları ve ağaçları kökünden söker ve büyük binaları yıkar. Bununla birlikte o, varlıkların hayat unsurudur. Hava akımı bir an durdurulacak olsa ruh sahibi her varlık ölür ve yeryüzünde bulunan herşey kokar."

Not: Yine mehum Sabuni bu ayette geçen rüzgarın esmesi nimetini açıklarken diyor ki; "Riyâh lafzı Kur'an-ı Kerim'de hem tekil hem de çoğul olarak kulanılmıştır. Rahmet için kullanıldığında çoğul, azap için kullanıldığında ise tekil gelmiştir. Rahmet için geldiğine misal:

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِ

"(Hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgarları göndermesi de Allah'ın alâmetlerindendir... (Rûm sûresi, 30/46)

وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ 

الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ

"Rüzgarları, rahmetinin önünde, müjde olarak gönderen odur.(Araf sûresi, 7/57)

Azap hakkında tekil geldiğine misâl:

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ

"Âd kavmi ise uğultulu, azgın bir rüzgar ile helak edildiler(Hakka sûresi, 69/6)

وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ

 "Âd kavminde ibretler vardır. Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik."(Zariyat sûresi, 51/41)

Rüzgar estiği zaman Rasulullah (s.a.v.) "Allahım, onu bizim için hayırlara vesile olacak rüzgarlar kıl, musibet getiren rüzgar kılma, diye dua ederek bu kelimeyi rahmet hakkında çoğul, musibet hakkında ise tekil olarak kullanmıştır."

*Bakara: 167:

وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ

"Onlar ateşten çıkamazlar." Burada, azabın sürekli ve ebedî oluşunu ifade etmek için isim cümlesi getirilmiştir.(isim cümlesi devamlılık, istimrar ifade eder. Salih Okur)

* Bakara: 168: Hutuvat; hutva kelimesinin çoğuludur. Hutva aslında yürürken iki ayak arasındaki bir adımlık mesafeye denir. İzlerin takibinde mecaz olarak kullanılır."Şeytanın izleri" terkibi şeytana uyma ve onun izlerine tabi olmaktan istiaredir. Telhîsu'l-beyân yazarı şöyle der: "Bu ifade şeytanın emirlerine itaatten ve birşey yapmaya davet ettiği sözünü kabul etmekten sakındırma konusunda en beliğ ifadedir."(Telhîsu'l-beyân, 5:11)

Selefden bazıları şöyle der: "Allah'a karşı işlenen her günah ve masiyetlerle ilgili adanan her adak şeytanın izlerine uymaktır." Şa'bî şöyle der: "Bir adam oğlunu kurban kesmeyi adadı, Mesrûk ona bir koç kesmesi için fetva verdi ve böyle bir adak, şeytanın izlerindendir, dedi."

* Bakara: 169:  Sui: insanı üzen kötü şey demektir. Söz fiil ve itikad olacak işlenen günaha denilir. Çünkü günah, işleyeni ya hemen veya âhirette üzecektir. Yine aynı ayette geçen fahşa; büyük ve çirkin günah demektir. Fahşâ günahların en büyüğüdür.

*İbnu Abbas'dan rivayet edildiğine göre Bakara; 174-176. âyetler Kâ'b b.Eşref, Malik b. Sayf ve Huyey b. Ahtap gibi Yahudi ileri gelenleri hakkında inmiştir. "Bunlar kendilerine tabi olanlardan hediyeler alarak menfaat sağlıyorlardı Rasulullah (s.a.v.) gönderilince bu menfaatlerinin kesilmesinden korktular ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ve şeriatıyla ilgili emirleri gizlediler; Bunun üzerine Bakara: 174-176. âyetleri indi.

*Bakara: 177: Ayette; mübalâğa yoluyla iyilik, iman edenin kendisi sayılmıştır. Bu tür ifade edebiyatçıların sözlerinde bilinmektedir. Onlar şöyle der: "Cömertlik Züheyr'dir." Yani cömertlik Hatim'in cömertliğidir. Şiir de Züheyr'in şiiridir, Sibeveyh de bu âyeti böyle açıklamıştır

*Bakara: 179: İsrail oğullarında kısas vardı, fakat diyet yoktu. Hıristiyanlarda ise diyet vardı, kısas yoktu. Yüce Allah, Muhammed (s.a.v.) ümmetine lûtufta bulunup onları kısas, diyet ve affetme hususunda serbest bıraktı. İşte bu, peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v)'in getirdiği Şeriat-ı Garrâ'nın kolaylıklarındandır.

*Bakara 179. "Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız" Edebiyatçılar bu ayet-i kerimede belagatın en yüksek derecesinin bulunduğunda ittifak ederler. Bu manada Araplardan şöyle bir atasözü nakledilmiştir. "Öldürmeyi en iyi önleyen şey katili öldürmektir". Ancak bu hikmetli sözün Kur'an'da ifade ediliş şekli, edebî bakımdan diğerinden üstündür.

Eğer sen Kur'an'ın belagatının ve mertebesinin yüksekliğinin, edebiyatçıların söylediği sözlerin mertebesinden daha üstün olduğunu anlamak istersen, her iki söze de bir bak. O zaman, hâlikin sözü ile mahlûkun sözü arasındaki farkı görmeni sağlayacak i'caz esintilerini göreceksin:

a) Kur'anî hikmete gelince o, ceza olarak misli misline öldürmekten ibaret olan kısası hayat sebebi kılmış, Arap atasözü ise öldürmeyi hayat sebebi kılmıştır. Halbuki bazen zulmen öldürme olabilir. Bu takdirde öldürmek, yaşamaya değil, yok olmaya sebep olur. Buna göre Arap atasözünü şöyle tashih edebiliriz: Zulm ile öldürmeyi en iyi önleyen şey, kısas ile öldürmektir."

b) Âyette lafzı tekrar yoktur. Atasözünde ise "kati" lafzı tekrar edilmiştir. Bu tekrar Arap atasözüne ifade ağırlığı getirmiştir. Bu ağırlık âyette yoktur,

c) İki söz arasındaki ince farklardan biri de şudur: Âyet, kısası hayat için sebep kıldığı halde, atasözü öldürmeyi, katli önlemeye sebep kılmıştır. Katli önlemek ise, her zaman hayat sebebi olamaz. Âlimler, Kur'an'ın bu âyeti ile Arap atasözü arasında yirmi yönden fark saymışlardır. Süyutî bu farkları Itkân'ında anlatmıştır. Oraya bakarsan, tatmin olacağın bilgiyi bulursun.

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-7

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-7

Bakara: 196: نُسُكٍ kelimesi, aslında ibadet manasınadır. Kurban kesmek de, mü'minin Al

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-6

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-6

Bakara: 183: “Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yüce Allah, Ya-hudilere de

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

Bakara:163; Dâbbe lafzı hem sürüngenleri, hem insanları, hem de hayvanları kapsar. Ata b. Ebi

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

*Bakara:130’daki Sefeh'in asıl mânâsı hafifliktir. Hafif yulara denir.Süfehâ, câhil, zayıf

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

Ebu Hayyan şöyle der: İstiska, su bulunmadığında veya az olduğu zaman su istemek demektir.”

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

İbn Kesir şöyle der: "Nifak, hayır gösterip arkasında bir şer gizlemektir. Nifak itikadi ve a

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

Safvetü't Tefâsir adlı bu kıymetli eserinde ise merhum üstad, muteber tefsirlerden bir bal ar

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

"Biriniz bir oturma yerine girince selâm versin. Oturmak isterse otursun. Kalkarken yine selâm versin. Çünkü, birinci selâm ikincisinden daha üstün değildir."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI